Mesleki Gelişim Dersi Ders Notları

DERS NOTLARI


DERSİN İÇERİĞİ:

1- TEMEL BECERİLER

2- ANAHTAR BECERİLER

3- GİRİŞİMCİLİK

4- İŞ GÜVENLİĞİ VE İŞÇİ SAĞLIĞI

5- ÇEVRE KORUMA



MODÜL 1: TEMEL BECERİLER

A- DÜŞÜNME BECERİLERİ

1. PROBLEM ÇÖZME

Problem hayatımızın ayrılmaz parçasıdır ve bunlardan kaçmamız mümkün değildir. Yapılması gereken bu problemle baş etmesini öğrenmektir.

Bir başka deyişle, problem çözme becerilerini kazanmak ve bu problemleri çözmektir.

Problemin olmadığı bir dünyada insanlar bir şeyler için çaba harcamaz, canlılık olmaz. Hatta insan yaşamı bu problemlerle canlanır.

Problem Çözme: Belli bir durum çerçevesinde düşünebilme, ne yaptığına ve nasıl yapılacağına karar verebilme, eldeki imkânları kullanabilme ve bu yolla çözüme ulaşmaktır. Daha geniş tanımla problem çözme, problemin tanımlanması, probleme ve çözüme ilişkin bilgilerin toplanması, en uygun çözüm yolunun uygulamaya konması ve sonucun değerlendirilmesidir.

Problem çözmede öncelikle yapılması gereken, duruma ilişkin kafamızdaki yargıları ortaya çıkarmaktır. Yargılar bizim inandığımız doğrulardır.

Birçoğu oldukça açıktır ve biz onları sorgulamayız bile. Bu durum, bizim bazı durumlarda kilitlenip kalmamız ya da problemi çözemememizin nedenidir. Çünkü bazı şeyler bize göre zaten doğrudur. Ve biz bunları hiç düşünmeyiz bile. Fakat problemin asıl kaynağı bizim kafamızdaki doğru bildiğimiz yanlıştır. Bazen kafamızdaki yargı doğrudan problemle ilgili olmayabilir. Fakat dolaylı olarak problemin çözümünü engelleyebilir.

Problem Çözme Süreci:

Problem Çözme Süreci problemin hissedilmesiyle başlar. Daha sonraki basamaklar şu şekilde sıralanır.

a) Problemi tam olarak tanımlayın: Problemi dikkatlice inceleyin ve özelliklerini ortaya çıkarın. Çoğu zaman problemi anlamak onu çözmek demektir.

b) Problemi çözmek için yardıma ihtiyacınız olup olmadığına karar verin: Kesinlikle problemlerinizi onlara çözdürmeye çalışmayın. Sadece sizi dinlemeleri ve önerilerde bulunmalarını isteyin.

c) Problemin tüm çözüm yollarını belirleyin: Kendinize bu problemi nasıl çözeceğinizi sorun ve aklınıza gelen çözüm yollarını yazın.

d) Her çözüm yolunun muhtemel sonuçlarını düşünün: Olumlu ve olumsuz yönleriyle.

e) Kararınızı verin: Her bir çözüm yolunun sonuçlarını dikkatlice inceleyin, size en uygun çözüm yolunu seçin.

f) Kararınızı uygulayın: Çözümün etkili olup olmadığını değerlendirin. İlk denemede başarılı olamadıysanız, tekrar karar verme basamaklarına geri dönerek seçeneklerinizi kontrol ediniz.

2. KARAR VERME

Her problem çözme sürecinde bir karar verme söz konusudur. Hatta zaman zaman problem çözme ve karar verme eylemleri birbirinin yerine de kullanılabilmektedir. İnsanların gerek iş hayatında, gerek eğitim gerekse özel hayatında çok sayıda becerisinin ne kadar önemli olduğu anlaşılacaktır.

Karar verme becerisini geliştiren ve alınan kararların kalitesini arttıran bazı teknikler ve yöntemlerin verdikleri kararların doğruluğu da artmaktadır. İyi bir karar verme, seçeneklerin yaratıcı bir şekilde tanımlanması ve geliştirilmesi, düşüncenin netleştirilmesi, kararın kesinleştirilmesi ve etkili karar verebilmek için de karar vermeyle ilgili kavramların, tanımların ve unsurların bilinmesini gerektirir.

a) Karar Vermenin Unsurları:

1- Karar Ortamı: Her karar, bir karar ortamında verilir. İdeal bir karar ortamı mümkün olan bütün bilgileri ve seçenekleri içermelidir. Fakat eldeki bilgiler ve seçenekler içinde bulunulan zamanla sınırlı olabilir. Ayrıca para, güç gibi diğer imkânlar da karar vermeyi sınırlandıran etmenlerdendir. Bu sınırlayıcılar belirsizliği arttırır. Bu noktada karar vermenin asıl amacı belirsizliği azaltmaktadır.

Bazen kararı geciktirmemiz iyi olabilir. Çünkü duruma ilişkin yeni bilgiler ve alternatifler ortaya çıkabilir. Veya karar veren kişilerin tercihleri değişebilir.

Bu noktaları dikkate alarak, karar vermenin geciktirilmesi, alınan kararın içerdiği riski de azaltır.

2- Bilgi Miktarı: Gereği kadar bilgi toplamaya çalışılır. Fakat bilgi toplandığında daha çok zamana ihtiyaç olduğundan karar verme gecikir.

3- Karar Akıntıları: Bütün kararlar kendinden önceki diğer kararların ışığında verilir. Örneğin; Kuaför olmaya karar vermeden önce okulu bırakmaya ve çalışmaya karar vermişsinizdir.

b) Karar Verme Sürecindeki Kavramlar:

1- Bilgi

2- Seçenekler

3- Ölçüt

4- Amaçlar

5- Değer

6- Tercihler

7- Karar Kalitesi

8- Kabul Düzeyi

c) Bazı Karar Verme Stratejileri:

1- En Uygunu Seçme

2- Doyurucu ve Etkili Seçeneği Seçme

Ve ya

1- En Yükseğe Çıkma

2- En Düşüklerin En Yükseğine Çıkmak.

d) Karar Verme Süreci:

1- Konuyu Tanımlayın ve Netleştirin

2- Seçenekleri Listeleyin ve Değerlendirin.

3- Kararınızı Verin.

4- Kararınızı İlgililere Duyurun

3. MESLEK SEÇİMİ

Hayatımız boyunca vereceğimiz en önemli kararlardan birisi meslek seçimi için vereceğimiz karardır.

Meslek: Bir kimsenin hayatını kazanmak için yaptığı, kuralları toplumca belirlenmiş ve belli bir eğitimle kazanılan bilgi ve becerilere dayalı etkinlikler bütünüdür.

Meslek Seçimi: Bireyin sahip olması muhtemel olan meslekleri çeşitli yönleriyle değerlendirip kendi ihtiyaçları arasından istenen yönleri çok, istenmeyen yönleri az olanlardan birine yönelmeye karar vermesidir.

Meslek Tercihi: Bireyin meslekleri istenirlik yönünden sıralamasıdır.

Birey tercih ettiği mesleklerden birini seçer. Meslek seçimi çok önemli kılan özellik, insanın mesleğini seçerken bir bakıma gelecekteki yaşam biçimini de belirlemesidir. Bireyin gösterdiği mesleki davranışlar, sadece para kazanma, geçimini sağlama yolu değil; bunlardan daha önemlisi, bireyin kendisini ifade etme, kendini ortaya koyma ve kendini gerçekleştirme yoludur. İnsanın özelliklerine ve imkânlarına uygun olmayan bir alana yönelmesi, onun doğal gelişiminin engellenmesi demektir. Potansiyel güçlerini gerçekleştirememesi, psikolojik yönden rahatsızlık, yanlış meslek seçiminde karşılaşılan durumlardır.

Yanlış meslek seçen ya da seçtiği meslek ilgilerine, yeteneklerine, değerlerine ve ihtiyaçlarına uygun olmayan bireylerin ulaşacağı sonuç, mutsuzluk ve verimsizliktir.

Bilim ve teknolojideki gelişmeler ve toplumsal değişimler sonucunda bir yandan bireylerin seçme özgürlüğü artarken diğer yandan da meslek alanları genişlemiş ve meslek sayıları artmıştır. Bu durumda meslek seçimini zorlaştırmıştır. Birey kendini ve meslekleri ne kadar iyi tanırsa, kendi özüne uygun mesleğe yönelmesi de o kadar artacaktır.

1- Kendini Tanıma: Hangi açılardan kendimizi tanımalıyız? Sorusuna cevap aranmalıdır.

a) Fiziksel Özellikleri

- Yaş, boy, ağırlık, cinsiyet

- Bedensel özellikleri, özür durumu

- Sağlık durumu

- Görünüşü, Ses tonu

b) Kişisel Özellikleri:

- Genel yetenek ve zeka düzeyi, akademik yeteneği, farklı yetenekleri

- Alışkanlıkları, tutumları, değer yargıları

- İlgileri, psikolojik ihtiyaçları, inançları

- İletişim becerileri

- Duygusal ve heyecansal durumu

c) Akademik özellikleri:

- Okuldaki genel başarı durumu, akademik başarısı

- Çalışma durumu, Alışkanlıkları, İş Tecrübesi

- Güçlü ve zayıf olduğu alanlar

- Boş zaman etkinlikleri

- Güdüleme durumu

d) Sosyolojik Özellikleri:

- Ailesinin sosyo-ekonomik durumu

- Okul ve arkadaş çevresi ve ilişkileri

- İşle ilgili yaşantı ve tecrübeleri

e) Eğitsel ve Mesleki Planları ve Amaçları:

- Yönelmeyi düşündüğü alanlar ve okullar

- İş, Meslek ve gelecekle ilgili planları

- Hayattan beklentileri

Birey mesleğini seçerken bu beş özelliği dikkate almazsa mutsuz ve mesleğinde başarısız olur.

2- Meslekleri Tanıma: Sağlıklı bir meslek seçimi yapabilmek için meslekler hakkında olabildiğince bilgiye sahip olmak gerekir.

* Bir meslek hakkında neleri bilmemiz gerekir?

a) Meslek mensuplarının başlıca görevleri ve yaptıkları işler nelerdir?

b) Çalışma ortamı nasıldır?

c) Meslekte başarı için gereken nitelikler nelerdir? (Fiziksel özellikler, yetenekler, ilgiler, kişilik özellikleri, yaş)

d) Mesleğe hazırlık nasıl olmalıdır? (Okul vb.)

e) İlk işe giriş ve iş bulma imkânları nasıl olmaktadır.

f) İşler hangi araç-gereçlerle yürütülmektedir?

g) Mesleğin kazanç durumu nasıldır?

h) Meslekte ilerleme imkânı var mıdır?

I) Meslek üyelerinin bağlı oldukları oda ve sendikalar var mıdır?

3- Bilgilerin Toplanması: Tek bir bilgi kaynağından elde edeceğiniz bilgiler kendinizle ilgili karar verirken asla yeterli olmayacaktır. Örneğin; Ne kadar bilimsel olursa olsun bir tek testin sonuçları ile kendinizi doğru tanıma mümkün değildir.

Meslekler hakkındaki bilgileri pek çok kaynaktan elde etmek mümkündür. (Meslek odaları, Meslek elemanları, İşyeri ziyaretleri)

Kendiniz hakkındaki gözlemleriniz, arkadaşlarınızın ve ailenizin fikirleri, rehber öğretmenlerinizin önerileri, kendinizi tanıma konusunda fayda sağlayacaktır.

4- Karar: Kendinizle ve meslekle ilgili tüm bilgiler toplandıktan sonra bir meslek için karar verebilirsiniz.

a) Mümkün olduğunca çok kaynaktan bilgi toplayın.

b) Popüler bir mesleğin başarısız ve mutsuz bir mensuba olmaktansa, daha az popüler bir meslekte başarılı ve mutlu olmak tercih edilmelidir.

c) Çeşitli kişisel özelliklerin ağırlıkları aynı değildir. Bir alanda çalışma ilgisi, o alanda yetenek yoksa meslek seçimi kararı için yeterli değildir. Zaten yetenekle desteklenmeyen ilgiye özenti denir ve geçicidir.

* Mesleğinizle ilgili son kararı siz verin. Unutmayın bu hayatı yaşayacak SİZSİNİZ!!!!!!!!

4- Eleştirel Düşünme Yeteneğine Sahip Bireyin Özellikleri

Diğer insanların inançlarına saygılıdır ve insanları koşulsuz kabul eder.

Kendini diğer insanların yerine koymaya çalışır ve dünyayı karşısındakinin gözüyle görmeye çalışır.

Belli bir konuda farklı yorumları ve bakış açılarını kabul eder.

Doğru Savunucusu: Her zaman en doğru ve en iyi bilgiyi almaya ve vermeye isteklidir.

Açık Fikirli: Farklı fikirlere tolerans gösterir, kendi önyargılarının farkındadır.

Analitik Düşünür: Bir durumun dayanaklarını ve kanıtlarını öğrenmek ister. Problem durumlarına karşı uyanıktır ve beklenen sonuçları tahmin edebilir.

Sistematik Düşünür: Organize davranmayı tercih eder. Her seviyede problemlere uygun çözümler arar.

Öz Güven: Kendi yeteneklerine güvenir ve kendini iyi bir düşünür olarak görür.

Sorgulayıcı: Her zaman için merak ettiği konularda bilgilenmek ister. Neler olduğunu öğrenmeye çalışır.

Bilişsel Olgunluk: Başkalarını yargılama veya onlar hakkında hüküm vermede ihtiyatlı davranır. Bir konuda birçok çözüm olabileceğini kabul eder.

5- YARATICI DÜŞÜNME

Yaratıcılık Nedir?

Yaratıcılık üç boyuttan oluşmaktadır.

1- YETENEK

2- TUTUM

3- SÜREÇ

Her boyuta göre taratıcılığın tanımı farklılaşmaktadır.

YETENEK boyutunda yaratıcılığın en basit tanımı yeni bir şey bulma ya da hayal etmedir. Yaratıcılık yoktan var etme yeteneği değildir. Var olanları birleştirme, Değiştirme ya da yeniden yapılandırma yoluyla yeni ürünler ortaya koyma yeteneğidir.

TUTUM boyutunda yaratıcılık değişkenliği ve yeniliği kabul etme, yeni fikirler ve olasılıklarla uğraşmayı benimseme, esnek olma ve iyi şeylerden zevk almayı bilmektir. Genellikle insanlar normal dışı değişiklikleri kabul etmek istemezler. Oysa yaratıcı kişi, farklı olasılıkların olabileceğini düşünür.

SÜREÇ yönüyle bakıldığında, yaratıcı insanlar çok çalışırlar ve yeni alternatifler ve düzenlemeler yapmak suretiyle sürekli olarak yeni fikirler ve çözümler geliştirirler. Yaratıcı bir kişi, her zaman gelişmek için bir fırsat olduğunu bilir.

YARATICI YÖNTEMLER

 EVRİM METODU: Bu aşamalı bir gelişim yöntemidir.

Diğer fikirlerden yeni fikirler, önceki çözümlerden yeni çözümler, eskilerden yeniler üretilir, ortaya çıkarılır. (var olanın üstüne eklenen yaratıcı düşünce metodudur.)

SENTEZ YAPMA METODU: Bu yöntemle, iki ya da daha fazla mevcut fikirden üçüncü veya yeni bir fikir üretilir. Örneğin; İnsanlar genellikle hamburgerlerine hem mayonez hem de ketçap koyarlar. İkisinin bir arada olduğu bir ürün çıkarılması (Mayaçap veya ketnez) bu metoda örnek olabilir.

İHTİLAL METODU: Bazen en iyi fikir tamamen farklı olandır, öncekini değiştirendir. Örneğin bir gün “daha iyi nasıl ders anlatabileceğini soran” bir profesöre, birisi “Sen ders anlatmayı bırak, öğrenciler anlatsın ve birbirlerine öğretsin” cevabını alması gibi. Önemli olan devam eden uygulamaların ötesini görebilmek ve diğer uygulamalar için yeni fikirler, çözümler geliştirebilmektir.

YÖNERGEYİ DEĞİŞTİRME METODU: Birçok yaratıcı buluşlar, dikkatin farklı açılara yönelmesi sonucu ortaya çıkmaktadır. Bu duruma (örnek olarak) bazı yerlerde özürlü bireylerin hareketini kolaylaştırmak için yapılan rampaları, çocukların kaydırak olarak kullanmaları örnek olarak verilebilir. Bu konuda yönetim çeşitli engeller ve yasaklar koymasına rağmen, çocuklar bir türlü bu yerleri kaydırak olarak kullanmaktan vazgeçmişlerdir. Yönetim en sonunda bu tip yerlerin üstüne küçük demirler koyarak çocukların kaymasını engelleyebilmiştir. (Bizim okulun duvarla kapatılan bahçe kapısı)

“Amaç problemi kökünden çözmektir, geçici çözümler bulmak değil” Eğer bir çözüm yolu işlemiyorsa, hemen diğer bir yolu denemek gerekir.

Yaratıcılığı engelleyen Olumsuz Tutumlar

a) Yine mi problem.

b) Yapılması mümkün değil.

c) Ben o işi yapamam ya da yapacağım hiç bir şey yok.

d) Fakat ben yaratıcı değilim.

e) Bu çocukça bir şey.

f) Diğer insanlar ne düşünür.

g) Başarısız olabilirim: Thomas Edison ampulü keşfetmeye çalışırken 1800’den fazla maddeyi denemiştir.

Yaratıcı düşünmeyi ve Problem çözmeyi Engelleyen Bilişsel Yapılar:

1- Ön Yargı: Ön yargılar insanları çoğu zaman görünenin ve bilinenin ötesinde düşünmekten alıkoyarlar. İnsanların değişikliği ve ilerlemeyi kabul etmesini zorlaştırırlar. (Gelincik ve Bebek hikâyesi)

2- Fonksiyonel Saplantı: Bazen bazı nesneleri veya araçları sadece bildiğimiz işlerde kullanırız. Aynı aracın başka bir yerde de kullanılabileceğini düşünemeyiz.

3- Öğrenilmiş Çaresizlik: Bu, bir konuda bir şeyler yapmak için gerekli bilgi, beceri, araç, gereç ve malzemeye sahip olmadığı duygusunu yaşamak ve bunun sonucunda da hiçbir şey yapamamaktır. Öğrenilmiş çaresizlik sonucu, birey kendini küçük ve sınırlı görür.

Yaratıcılım için Olumlu Tutumlar

a) Merak: yaratıcı insanlar her şeyi bilmek isterler. Bilgi bir sebep gerektirmez. Meraklı bireyin hayatı sorgulama tutumu şüpheci bir şekilde ve yıkıcı olarak değil, olumlu şekilde ortaya çıkar.

b) Sorgulama: Meraklı insanlar fikirlerin, inançların, problemlerin, durumların kısaca birçok şeyin arkasındaki yatan şeyleri sorgulamaktan ve açığa çıkarmaktan hoşlanırlar.

c) Yapıcı Hoşnutsuzluk: Pozitif bir davranıştır ve bir anlamda durumu daha iyi yapma, ileriye götürme yeteneğidir.

d) Çoğu problemin Çözülebileceğine İnanma: Yaratıcı düşünen bir insan, problemlerin gerekli zaman ve enerji harcanarak çözülebileceğini bilir.

e) Yargılama ve Eleştirmeyi Erteleyebilme Gücü: Birçok yeni fikir, yeni ve alışılmadık oldukları için, ilk anda garip, saçma, uçuk hatta itici görünür. Unutmayın ki;

 Bir fikir biraz aşina olduktan sonra iyi görünmeye başlar ya da farklı ortamlarda ve şartlarda farklı algılamaya başlar.

Çok uçuk fikirler bile pratik fikirlerin doğmasına basamak oluşturur. Hemen yargılamaya kalkmak, bazı fikirlerin oluşmasına neden olabilir. (Hazerfen Çelebi örneği)

f) Kötü şeylerde İyi Bir Şeyler Görme: Yaratıcı düşünenler olumsuz durumlarla karşılaştıklarında bundan kaçmazlar. Aksine o duruma ilişkin neyin iyi olacağını sorarlar. En kötü fikirlerde bile işe yarar bir şeylerin olabileceğini düşünürler.

g) Problemler Gelişmeye Yardım Eder: Yapıcı hoşnutsuzluğu olan insanlar durumu daha iyiye götürmek için problem ararlar. Çünkü problem çözüldükten sonra mevcut durum daha iyi bir duruma gelecektir. (Margarin örneği)

h) Bazen problem Bir Çözüm Olabilir: Bazen birisi için problem olan bir başkası için çözüm olabilir. (Örneğin; Organ bağışı)

ı) Problemler İlgi Çekicidir ve Yaşanması Normaldir: Yaratıcı kişiler problem çözmenin insanı eğiten, insanın kendine güvenini kazandıran, toplumda yardımlaşmayı sağlayan bir eğlence olduğuna inanırlar.

j) Azim, Sebat: Birçok insan 10 dakikada çözülecek problemi 9 dakika harcarlar ve bu yüzden başarısız olurlar. Yaratıcılık ve çok fazla çaba ve enerji harcamayı gerektirir.

k) Geniş Hayal Gücü: Yaratıcı insanların garipliğe, deliliğe, sıra dışılığa uzanan geniş bir hayal güçleri vardır. Bir konuda beyin fırtınası yaparlarken her çeşit garip düşünceler ve fikirler ortaya koyabilirler. Sonunda da işe yarayan bir şeyler bulabilirler.

l) Bazen Hasta Yapılabileceğine İnanma: Gerçekte yanlış yapmak bir fırsattır. Hatalar bir şeylerin yapılması gerektiğini gösterir. Yaratıcı insanlarda hata yapabileceğini kabul ederler. Hatalar, eğiticidir ve başarıya götürürler; Çünkü hatalar, bir şeyler yapmaya çalışıldığının işaretidir.

B- ÖĞRENME VE ÖZ YÖNETİM

Öğrenme, yaşam boyu sürecek faaliyet alanıdır. İnsanlar hızla değişen dünyaya ayak uydurabilmek, konumlarını korumak ve geliştirmek için sürekli öğrenme ihtiyacı içinde olacaklardır. Yaşam boyu kavramında, eğitimsel gelişimiyle ilgili sorumluluk, kişinin kendisine verilmektedir. Bu konuda atılması gereken ilk adım ise öğrenmeyi öğrenmedir.

Öğrenmeyi öğrenme, bireyin nasıl daha iyi öğrenebileceğini ve öğrendiklerini nasıl daha kalıcı hale getirebileceğini bilmesidir. Yani bireyin etkili ve kalıcı öğrenme yollarını öğrenmesidir. Öğrenmeyi öğrenmenin üç temel unsuru vardır:

1- Bireyin kendini tanıması ve öğrenme kapasitesini bilmesi.

2- Geçmişte başarılı bir şekilde kullanacağı öğrenme yöntemleri ve süreçlerini bilmesi.

3- Etkili öğrenme yollarını bilmesi.

1- Bireyin Kendini Tanıması: Bireyin yapabileceğinin en iyisini nasıl yapacağını öğrenmesidir. Çünkü örneğin “orta” bir öğrenci, yapabileceğinin en iyisini yaptığında, bunu beceremeyen, yani kapasitesini ortaya koyamayan, “iyi” bir öğrenciden daha başarılı sayılabilir.

Öğrenme sitilleri: Kişinin öğrenme yolunu ya da stilini bilmesi, daha etkili öğrenmesine yardımcı olur.

Görsel öğreniciler: Daha çok gördüğüne inananlardandır. Bu kişiler genellikle görerek ve okuyarak öğrenmeyi tercih ederler. Kendi kendine okuyarak öğrenirler, renkli örnek, grafik ve haritaları tercih ederler.

İşitsel öğreniciler: Bu tiplerde konuşan ve dinleyen insanlardır. Dinleyerek ve tartışarak öğrenmeyi tercih ederler.

Kinestetik Öğrenciler: Bazıları hareket yoluyla daha iyi öğrenirler. Bunlar öğrenecekleri şeylere fiziksel yakınlık kurarak ve yaparak öğrenirler.

Sosyal Öğrenciler: Başkalarıyla sosyal etkileşim halinde daha iyi öğrenirler. Kişiler arası etkileşimde ve sosyal ortamlarda başarılıdırlar.

2- Bireyin Öğrenmeye İlişkin Geçmiş Yaşantıları: Herhangi bir ölçek ya da liste olmadan da öğrenme stilini tespit etmek mümkündür. Her bireyin farklı özellikleri vardır. Kişinin kendi oluşturduğu basit bir öğrenme metodu çok daha iyi öğrenmesine yardımcı olabilir.

Daha çok kendi başınıza mı? Yoksa grupla birlikte çalışırken mi? Daha iyi öğreniyorsunuz? Tartışma ve görüş alışverişinde bulunmaktan hoşlanmıyor musunuz? İnsanlarla mı? Yoksa kitaplarla mı? Daha iyi çalışıyorsunuz? Yazarak mı? Daha iyi öğreniyorsunuz? Yoksa Anlatarak mı? Daha iyi öğreniyorsunuz? Gibi sorulara verdiğiniz cevaplar sizin öğrenme kapasitenizi ve öğrenme stilinizi keşfetmenize yardımcı olacaktır.

3- Etkili Öğrenme Yolları:

a) Güdülenme ve Hedefler Belirleme: Hedefi, amacı olmayan bir kişiyi hiç bir şey motive edemez.

b) Zamanı Planlama: Başarılı olmak için çok çalışmak değil, etkili çalışmak gerekir. Etkili çalışmak ise zamanı belirlenmiş hedefler doğrultusunda planlamaktır.

Zamanı planlama;

1- Dönem Planı

2- Haftalık Plan

3- Günlük Plan

c) çalışma Ortamının Düzenlenmesi:

d) Etkin Dinleme ve Not Tutma:

e) Etkili ve Hızlı Okuma:

Sonuç olarak, öğrenmeyi öğrenmek ve sonuçta da başarılı olmak için;

- Öncelikle kendinizi gözlemleyin, tanıyın ve kendinize güvenin ve başarınıza inanın.

- Daha sonra “kendiniz olun” kısa ve uzun vadeli gerçekçi hedefler belirleyin.

- Etkin öğrenme yöntemlerini kullanın.

- Öğrendiklerinizi ilk 24 saat içinde kısa bir göz atma ile pekiştirin.

- Aralıklı tekrarlar yaparak (haftalık, aylık) hafızanızı kuvvetlendirin.

ÖZ YÖNETİM

Öz Yönetim, bireyin amacına ulaşabilmek için kendini disipline etmesi ve bütün kapasitesini bu amacı doğrultusunda kullanabilmesi olarak tanımlanabilir.

ÖZ YÖNETİM BECERİLERİ:

1- Duygusal Öz Yönetim:

Kışkırtıcı duygularınızı ve isteklerinizi kontrol altında tutabilme becerisidir.

Stresle sakince başa çıkabilir,

Dürtülerini kontrol edebilir ve bunları dizginleyebilir,

Öz güvenini yitirmez ve

Pozitif kalmayı başarır.

2- Güvenirlik:

Doğaldır,

İlkelidir;

Prensiplerine bağlıdır,

Başkalarının doğru olmayan davranışlarına karşı koyabilir.

3- Dürüstlük:

Verdiği sözleri yerine getirir,

İşinde dikkatlidir,

Detaylara dikkat eder.

4- Uyumluluk:

Hızlı gelişmelere kolayca uyum sağlayabilir,

Önceliklerini değiştirebilir,

Yeni durumdaki değişikliklere uyan planlar, davranışlar ve yaklaşımlar geliştirebilir.

5- İyimserlik:

Tehlikelerden çok fırsatlar üzerinde odaklanır,

Başkaları hakkında genelde olumlu beklentilere sahiptir,

Geleceğin geçmişten daha iyi olacağını ümit eder.

6- Başarı Yönelimlilik:

Hedefe ilerlerken bazı engellerle karşılaşacağını bilir ve bekler,

Hesaplanan riskleri alır,

Kendine ölçülebilir amaçlar belirler.

7- Kendi Başına Karar Verebilme:

Oturup beklemekten ziyade harekete geçmeyi tercih eder,

Alışılmışın dışında yollarla bilgi toplamaya çalışırlar,

Gerektiğinde kuralları ihlal eder ve yasakları delerler.

8- Zaman Yönetimi:

Zamanı planlayıp etkili bir şekilde kullandığınızda istediğiniz birçok şeyi gerçekleştirmek için yeterli zaman bulabileceğinizi göreceksiniz.

STRES YÖNETİMİ

Öz yönetim becerileri yüksek olan bireylerin başarılı oldukları bir konu da stresle başa çıkmadır.

a) Stres: Kişinin baş etme yeteneğini aşan ya da zorlayan bir durum algılandığında ortaya çıkan bir tepki olarak tanımlanır.

Stres olumlu ve olumsuz tepkiler ortaya çıkarabilir. Olumlu etkisi açısından bakıldığında, stres bireyi harekete sevk eder. Olumsuz açıdan bakıldığında ise stres baş ağrısı, mide ağrısı, uykusuzluk, yüksek tansiyon, kalp hastalıkları, çarpıntı gibi sağlık problemlerine yol açan öfke, depresyon, kabul edilmeme, güvensizlik gibi duyguların yaşanmasına neden olur. Çeşitli durumlar strese neden olur.

Yoğun stres yaşayan insanlarda bazı davranışlar ortaya çıkar. Bu davranışlar hem bireyin kendi hayatını hem de çevresindekilerin hayatını çekilmez hale getirebilir.

b) Stressiz Hayat: Stresi hayatınızdan tamamen çıkarmak mümkün değildir. Bu nedenle amacımız, stresi yok etmek değil, onu nasıl yöneteceğimizi ve onu kendimize nasıl yardımcı hale getirebileceğimizi öğrenmektir. Çok düşük stres, bizim sıkılmamıza neden olur ve bizi bunaltır veya hüzünlendirir. Aşırı stres ise elimizi ayağımızı dolaştırır. Bizi motive edecek fakat baskı altına almayacak makul stres düzeyini bulmaktır.

c) Makul Stres Düzeyi: Herkes için makul olan ortak bir stres düzeyi yoktur. Her insanın strese karşı dayanıklı ve stresten etkilenme düzeyi farklıdır. Bireyin stres tolerans düzeyini etkileyen bazı etkenler şunlar olabilir;

- Çocukluk Yaşantıları

- Kişilik Yapısı

- Genetik Yapı

- Bağışıklık sistemi Bozuklukları

- Kişinin Yaşam Biçimi

- Stres yaratan durumu ya da sebebin devam etme süresi ve yoğunluğu

d) Stresi Yönetme veya Stresle Başa Çıkma Yolları:

Bedene Yönelik Olanlar:

- İlaç, Alkol, Sigara bağımlılığı

- Kötü beslenme, (Aşırı yemek yeme ya da yememe)

Davranışlara Yönelik Olanlar:

- İçe kapanma

- Saldırganlık

Duygulara Yönelik Olanlar:

- Psikolojik savunma mekanizmalarının yoğun kullanımı

- Bilişsel Çarpıtmalar

Stresle başa çıkabilmek için;

1- Sizi nelerin strese soktuğunu ve bunlara karşı fiziksel ve duygusal tepkilerinizin neler olduğunu tespit edin.

2- Neyi değiştirebileceğinizi tespit edin.

3- Strese karşı gösterdiğiniz duygusal tepkilerinizin yoğunluğunu azaltın.

4- Strese karşı gösterdiğiniz fiziksel tepkilerinizi makul hale getirmeyi öğrenin.

5- Fiziksel gücünüzü oluşturun.

6- Duygusal gücünüzü ve enerji kaynaklarınızı muhafaza edin.

MODÜL 2- ANAHTAR BECERİLER

İLETİŞİM

İletişim, farklı amaçlara varmak için sözcüklerin ve diğer simgelerin kullanılmasıdır. Belli yüz ifadeleri, ses tonumuz ve görünümümüz bu simgelerden bir kaçıdır.

1- Temel İletişim Süreci:

İletişimin 4 temel bileşeni vardır.

* Kaynak

* Kanal

* Hedef ve

* Mesaj

Kaynak: İletişim sürecini başlatan duygu, düşünce ve olguları başkalarına aktarmak üzere eyleme geçen kişidir. (Sistemdir)

Mesaj: İletilecek olan duygu ya da düşüncelerdir. Kişiler arası iletişimde mesaj sözel veya sözel olmayan davranışlar biçiminde kodlanabilir.

Sözel olmayan İletişim Öğeleri:

- Jestler ve Beden hareketleri

- Yüz ifadeleri

- Mekanın kullanımı ve alancılık

- Ses değişimi (Söz ötesi davranışlar)

Kanal: Mesajın gönderildiği ve alındığı ortamdır. Her duyu organı bir kanala yöneliktir.

Gözümüz görsel ortamı algılarken

Kulağımız işitsel ortamı algılamaktadır.

Yüz yüze iletişimde görsel ve işitsel kanallar birlikte kullanılırlar. Gerektiğinde koklama vb. duyularımızı da kullanarak kanalların sayısı arttırılabilir.

Hedef: Kaynak tarafından mesajın ulaştırılmak istendiği kişi ya da kişilerdir. (

2- Etkili İletişim:

Etkili iletişim için empatik anlayışa sahip olmak gerekir.

a) Empatik Anlayış: Empati, bir insanın kendisini karşısındakinin yerine koyarak onun duygularını ve düşüncelerini doğru olarak anlamasıdır.

b) Etkili Konuşma: Konuşmanın amacı çoğu zaman bir fikri, duyguyu bilgiyi dinleyicilere aktarmaktadır. Konuşmanın etkinliği ise konuşmacının verdiği mesaj ile dinleyicinin algıladığı mesajın aynı olması, konuşmacının amaçladığı etkiyi yaratması demektir.

Konuşmaya hazırlanırken planlama yapmak gerekir.

- Konu hakkında neler biliyorum?

- Konunun ana noktaları nelerdir?

- Benim ana temam ya da tartışma konum ne olacaktır?

- Konuşmamı nasıl yapılandıracağım, akış sırası ne olacak?

- Konuşmamı destekleyecek araç-gerece gerek var mıdır?

Ayrıca konuşmaya başlamadan önce; Dinleyicileri selamlamak, kendini tanıtmak, konuya yakınlığını ifade etmek gerekir. Daha öncesi küçük bir grup önünde deneme yapılmalı, konuşma yapılacak ortam kontrol edilmeli, konunun ana hatları not alınmalıdır.

Konuşmacı; - Zamanı iyi kullanmalı,

- Hata yapabilir,

- Konuşma sonunda özet yapılmalı, Sorular alınmalı ve cevaplar verilmelidir.

- Konuşmanın bitiminde kendinizi değerlendirerek daha sonraki konuşmalar için dersler çıkartmalıdır.

c) Etkili Yazma: Etkili yazmada asıl amaç, mesajın tam, doğru ve amaca uygun olarak aktarılmasıdır. İlk yapılması gereken planlamadır.

Klasik yazma kurallarına göre her metnin hatta her paragrafın girişi, gelişme ve sonuç bölümleri olmalıdır. Mesaj, asıl mesaj ilk anda verilip yeterli ilgi oluştuktan sonra detaylara girilmesi de yeni bir yöntemdir.

Yazının gramer kurallarına uygun olması gerekir.

Kaynak ve kanıt göstermek, örnek vermek mesajı güçlendirir.

Yazının sonunda sonuç veya özet bölümleri yer almalıdır.

Fikirler bazen olmadık zamanlarda aklımıza gelebilir. Bunları not alırsanız ileride size faydalı olacaktır.

Yazma becerisinin gelişmesi zaman, rehberlik ve gerekli uygulama ister. İyi yazmak çok çalışmayı gerektirir.

d) Etkili Dinleme:

- Yüzünüzü konuşmacıya dönün.

- Konuşmacının gözlerine bakın.

- Kendinizi germeyin ama dikkatli olun.

- Konuşmacının sözlerini dinleyin ve ne söylediğini gözlerinizle canlandırmaya çalışın.

- Konuşmacının sözünü kesmeyin, söyleyeceğiniz bir şey varsa onun sözünün bitmesini bekleyin.

- Konuşma sırası size geldiğinde konuyu değiştirmeyin, aynı konuda devam edin.

- Sizin getirmek istediğiniz farklı bir konu varsa bunu konuşmacının getirdiği konuya ilişkin tepkilerinizi verdikten sonra yeni bir konu olarak dile getirin.

- Anlamadığınız bir şey olursa, konuşmacı durakladığında ya da sözünü bitirdiğinde sorun.

- Konuşmacının duygularını ve içinde bulunduğu durumu anlamaya çalışın.

- Konuşmacı sizin onu dinlediğinizi belirtmek için zaman zaman söylediklerini özetleyerek ona iletin.

-Konuşmacıya sözlerini tamamladığında geri bildirim sunun.

3- İletişimi Güçlendiren Yaklaşımlar:

İletişimde kullandığımız bazı tepki biçimleri karşı tarafta kabul edilmediği duygusu yaratır.

a) Emretme, Tehdit Etme, Talep Etme.

b) Uyarma, Tehdit Etme, Gözdağı Verme.

c) Ahlak Dersi Verme, Vaaz Verme, Öğüt Verme, Telkin Etme.

d) Çözüm getirme, Fikir Verme, Öneride Bulunma.

e) Nutuk Çekme, Mantık Yoluyla İnandırma, Tartışma.

f) Yargılama, Eleştirme, Kabul göstermeme, Suçlama.

g) Ad Takma, Alay Etme, Gülünç Duruma Düşürme, Utandırma.

h) Yorumlama, Analiz Etme, Teşhis Koyma.

i) Övme, Görüşüne Katılma.

j) Güven Verme, Teskin Etme, Teselli Etme, Destekleme.

k) Sorgulama, İnceleme, Araştırma, Soruşturma.

l) Geri Çekilme, Oyalama, İlgiyi başka yöne çekerek konu değiştirme.

TAKIM ÇALIŞMASI

Takım, birbirine bağlı olarak toplu çalışan, ortak bir amaca yönelmiş ve yüksek kalitede sonuçlar üreten insan topluluğudur.

Takım kurmak ise takıma girecek insanların toplu becerileri, güç ve enerjilerini tek bir amaca yönlendirme işidir.

Takım bir insan grubudur ama her insan grubu takım değildir.

Herhangi Bir Grup Takım

1- Herkes tarafından paylaşılmayan bazı hedefleri bulunabilir. 1- Bir dizi ortak ve net hedefleri vardır.

2- Üyeler görevleri bağımsız olarak paylaşır. 2- Üyeler yeteneklerine göre iş bölümü yapar.

3- Bazı üyelerde güven ve saygı vardır. 3- Üyeler birbirlerine güvenip saygı duyarlar.

4- İlgi alanlarında tezatlıklar bulunabilir. 4- Birlik ve uyum vardır.

5- Güç paylaşımı yoktur. 5- Güç ve yetkinin paylaşımı vardır.

6- Esneklik olmayabilir. 6- Yaratıcılık ve uyum vardır.

7- Diğer üyelere yardım girişimi olmayabilir. 7- Birbirlerine yardımcı olurlar.

TAKIM OLUŞTURMA

Bir takımın oluşturulmasında dört aşama vardır. Bu basamakları birer birer geçmek ve basamak atlamamak, tam bir takım olmanın zorunluluğudur.

Oluşum: Aşamasında, takım kurma kararı alınmış ve takıma seçilen üyeler toplanmıştır. Bu topluluk henüz bir “takım” olmayıp bireyler topluluğudur. Liderin rehberlik ve yöneltilmesine en yoğun ihtiyaç duyulan aşamadır.

Fırtına: (Karmaşa) Aşaması, aşılması en zor basamak olarak kabul edilir. Takım üyeleri görevlerinin bilincine ve sorumluluk boyutlarının farkına varır. Pozisyonlar için rekabet ortaya çıkabilir. Her bir takım üyesi, “Bu takımda nasıl faydalı olabilirim?” şeklinde düşünmeye başlar.

Düzenleme: Aşamasında, çatışmalar artık yerini uzlaşmaya bırakır ve takım içerisinde genel bir anlaşmaya varılır. Takım üyeleri, takımın çalışma yöntemlerini kararlaştırır ve geliştirir. Önemli ve büyük kararları takımın tamamı, küçük kararlar bireylere ya da alt takımlara bırakılabilir.

İşleyiş: Aşamasında, takım üyeleri artık birbirlerini tanımışlardır. Takımın ortak bir vizyonu vardır. Takım göreve hazırdır. Liderin müdahalesi ya da katılımı olmadan da takım kendi ayakları üzerinde durabilir.

Dağılım (ya da Kutlama): Aşaması ise bireylerce yaşanan bir aşama olmasına karşın takım çalışmasını etkileyecek bir aşama değildir. Takım oluşum sürecine sonradan eklenmiştir. Görev bittikten sonra takımın dağılması aşamasıdır.

Etkili Bir Takımın Özellikleri:

Katılım ve ortak hedef, hedeflerin birlikte belirlenmiş olması, etkili lider(ler), saygı, takımda bulunmaktan zevk duyma, eğlence, amacının belirlenmesi, doğru toplantı teknikleri kullanılması, yetkilendirilmiş takım üyeleri, sorumluluk alan takım üyeleri, etkili karar verme tekniklerinin kullanımı, dinlemeyi bilme, “Başarı=YetenekxMotivasyonxFırsat” formülünü kullanabilme, becerisi, yapıcı çatışma yönetiminin uygulanması.

Takım Lideri: Takım toplantılarını yürüten ve faaliyetlerinden sorumlu olan takım üyesidir. Bir kişinin takım lideri olması onun üyelik görevleri yükünün omzundan kalkması anlamına gelmez.

Takım Üyeleri: Takım liderinin becerikli olması tek başına bir anlam ifade etmez. Takım üyeleri bir zincirin halkalarına benzetebiliriz. Zincir ise en zayıf halkasından kopar. Bu nedenle takım üyeleri kendilerini sürekli olarak geliştirmeli ve takım lideri de bu yöndeki çalışmaları desteklemelidir.

Takımlarda Çatışma:

1- Aşırı rekabetçi ortam.

2- Farklı inançlar, değerler, görüşlere ya da özelliklere gösterilen hoşgörü eksikliği.

3- Zayıf iletişim.

4- Duyguların uygun olmayan biçimlerde ifade edilmesi.

5- Liderin aşırı ve gereksiz güç kullanımı.

6- Kaynakların paylaşılmaması.

7- Psikolojik ihtiyaçların karşılanmaması.

8- Çatışma çözme becerilerinin eksikliği.

Çatışma da bir problem olduğuna göre çözüm süreci aynı olacaktır.

a) Sorunu fark edip tanımlama.

b) Alternatif çözümlerin üretilmesi

c) Çözümlerin seçilmesi.

d) Çözümün uygulanması.

e) Kararın uygulanmasının izlenip değerlendirilmesi.

DEMOKRATİK VATANDAŞLIK

1- Toplumda İnsan: İnsan biyolojik, psikolojik ve sosyal bir varlıktır. İnsanı toplumdan bağımsız düşünmek mümkün değildir. Çünkü çok farklı ihtiyaçları olan bireylerin bunları tek başına karşılaması beklenemez. Ayrıca başka insanlarla birlikte olma, sevme, sevilme, saygı görme de temel ihtiyaçlar arasında yer alır. Bu nedenle insanlığın ilk dönemlerinden günümüze gelinceye kadar insanlar toplu olarak yaşamışlar ve içinde yaşadıkları toplumsal çevrenin ayrılmaz bir parçası haline gelmişlerdir.

Bireyin davranışlarının şekillendirilmesinde, toplumsal çevresi önemli bir rol oynamaktadır.

Birey, toplumdaki ortak değerleri kazanıp bunları özümseyerek toplumsallaşmaktadır ve bu süreç doğumdan ölüme kadar devam eden bir süreçtir.

Toplumlar hem bilim ve teknikteki gelişmelere ayak uydurabilmek hem de toplumu, kendine özgü yapan geleneksel değerlerini yeni nesillere aktarmak zorundadır.

Bireyler olarak kültürel değerlerimize sahip çıkmalıyız. Çünkü ancak toplumla bütünleştiğimiz, toplumdan aldıklarımızı gene topluma verdiğimiz ölçüde toplumsal gelişmeye hizmet etmiş oluruz. Sevgi, saygı ve hoşgörüyle değer yargılarımıza sahip çıkarak toplumsal bütünleşme ve dayanışmada olmak bizi mutluluğa götürecek bir yoldur.

2- Nasıl Bir Toplum? Özgürlük, Eşitlik, Adalet, Sevgi ve hoşgörü gibi değerlerin hakim olduğu bir toplum.

Özgürlük; Engellemenin yokluğu, zorlamanın olmamasıdır. Özgür insan yaptığı davranışlardan sorumludur.

Birey arabaya binip istediği yere gitme özgürlüğüne sahiptir, ancak o yoldaki trafik işaretlerine uymak zorundadır.

İnsanların özgürlük kadar eşitliğe de ihtiyacı vardır.

Eşitlik; Haklardaki eşitliktir. Bunu da sağlayacak olan adalettir. Adalet; Her şeyi yerli yerine koymak, herkese hak ettiği kadar vermektir. Örneğin; Öğretmenin sorduğu soruya cevap veren bir öğrenci ile kayıtsız kalan bir öğrenciye eşit değerlendirmesi adaletsiz olur.

Adalet; Toplumlardaki ideal düzenin korunmasında eşitlik ve özgürlüğü kapsayarak somut hale getirmektir. Bu anlamda adalet sadece hukuk aracılığıyla gerçekleşmez. İnsanlarda sevgi ve hoş görünün olması, adalet mekanizmasına işlerlik kazandırır. Bu değerlere sahip bireyler, birbirine anlayışla yaklaşacağı için bu tür toplumlarda barışçıl bir ortam vardır.

3- Bireysel Farklılıklar: Hoşgörünün temel şartı bireyler arası farklılıkları doğal bir zenginlik olarak görüp kabul etmektir. Bu farklılıklar doğuştan (Göz ve saç rengi vb.) olabileceği gibi çevrenin (Lisan vb.) etkisiyle de kazanılabilir. Her birey bulunduğu ortamın değer yargılarını benimser. İnsanlar barış ve huzur içinde yaşamak istiyorlarsa bireysel yaşamın ve davranış farklılıklarını doğal karşılamalıdırlar.

Doğadaki farklılıklar; Nasıl doğayı zenginleştiriyorsa insanlardaki farklılıklar da dünyamızı zenginleştirir. Bu zenginlikler bilimde, sanatta, teknolojide vb. kendini gösterir.

İnsanlar birbirine ayırım gözetmeksizin saygı duymalıdırlar.

4- Temel Hak ve Özgürlükler:

İnsan Hakları; Hiç bir ayırım gözetmeksizin dünyanın her yerinde tüm insanlara yasalarca tanınan hak ve özgürlükleri kapsar. İnsan hakları kapsamına pek çok hak ve özgürlük girmektedir.

Temel hak ve özgürlükler kavramı ise öteki hak ve özgürlüklere “temel” olan, onları doğuran ve yaratan hak ve özgürlükler demektir.

Temel hak ve özgürlükler, hemen hemen tüm dünyada kurumsal olarak kabul edilmiştir. Önemli olan bu hakların kâğıt üzerinde kalması değil ne ölçüde uygulanmasıdır.

Anayasadaki Temel İnsan Hakları;

1- Yaşama Hakkı

2- Kişi Dokunulmazlığı Hakkı

3- Sağlık Hakkı

4- Eğitim hakkı

5- Dilekçe Hakkı

6- Özel Yaşam - Aile yaşamı ve haberleşmenin gizliliği hakkı

7- Konut Dokunulmazlığı Hakkı

8- Mülkiyet Hakkı

9- Seçme ve Seçilme Hakkı


İNSANCA YAŞAMA HAKKI

İnsanca yaşama, maddi ve manevi varlığınızı koruma ve geliştirme hakkına sahipsiniz. Size hiç kimse işkence ve eziyet yapamaz; insan haysiyetiyle bağdaşmayan bir cezaya veya muameleye tabi tutulamazsınız.( Anayasa: Md. 17)

HÜRRİYET HAKKI

Kişi hürriyeti ve güvenliğine sahipsiniz. Bu hürriyet ve güvenliğiniz kanunlarla belirlenen tutuklama, gözaltına alma, ıslah evine gönderme ve resmi müessesede gözlem altına alınma hallerinin dışında hiç bir kişi veya kurum tarafından ihlal edilemez, kesintiye uğratılamaz. Yasa tarafından belirtilmeyen gerekçelere ve usullere dayanılarak özgürlüğünüz kısıtlanamaz. Bu en tabii hakkınız, bunu sağlamak da en önemli görevimizdir. (Anayasa: Md.19)

TUTUKLANMA

Kanunlarla belirlenen usul ve esaslar doğrultusunda tutuklanmanız durumunda; tutuklanma sebebinin en kısa zamanda tarafınıza bildirilmesi, haklarınızın neler olduğunun anlatılması ve tutuklandığınızın yakınlarınıza bildirilmesi zorunludur.

Yakalanmanız veya tutuklanmanız durumunda en kısa sürede hâkim önüne çıkarılmanız, tutuklanmanız veya yakalanmanızda kanuna uygun olmayan bir unsurun varlığında hemen serbest bırakılmanızı sağlamak amacıyla yetkili bir yargı merciine başvurma hakkına sahipsiniz.(Anayasa: Md. 19)

ÖZEL HAYATIN GİZLİLİĞİ

Özel hayatınıza ve aile hayatınıza saygı gösterilmesini isteme hakkına sahipsiniz. Özel hayatınızın ve aile hayatınızın ve aile hayatınızın gizliliğine dokunulamaz. Kanunlarla belirlenen esaslar doğrultusunda verilen arama kararları bu konuda bir istisnadır.(Anayasa: Md. 20)

KONUT DOKUNULMAZLIĞI

Konut dokunulmazlığı en tabii hakkınızdır. Kanunun açıkça gösterdiği hallerde usulüne göre verilen hâkim kararı olmadıkça, gecikmesinde sakınca bulunan hallerde ise Cumhuriyet Savcıları ve onların yardımcıları sıfatıyla emirlerini yerine getirmeye memur olan Güvenlik Güçleri dışında hiç kimse konutunuza giremez, arama yapamaz ve buralardaki eşyanıza el koyamaz.(Anayasa: Md: 21)

AVUKAT İSTEME HAKKI

Herhangi bir suçlamayla yakalanmanız veya gözaltına alınmanız durumunda; soruşturmanın her hal ve derecesinde bir veya birden fazla avukatın hukuki yardımından faydalanma hakkına sahipsiniz. Zabıta amir veya memurlarınca ifade alma işleminde ancak bir avukat bulundurabilir, sonraki savunmalarda ise ancak üç avukat bulundurabilirsiniz. Hangi makam veya kişi tarafından yapılırsa yapılsın, soruşturmanın her safhasında avukatınızın sizinle görüşmesi, ifade alma ve sorgu müddetince yanınızda bulunup, hukuki yardımda bulunması engellenemez veya kısıtlanamaz. Avukat seçebilecek durumda olmamanız halinde ise baro tarafından görevlendirilecek bir avukatın hukuki yardımından ücretsiz faydalanabilirsiniz. (CMUK Md. 135–136)

DELİL TOPLAMA HAKKI

İfadenizin alınması veya sorgunuz sırasında şüpheden kurtulmak gayesiyle somut delillerin toplanmasını talep edebileceğinizin ve aleyhinize olan şüpheleri ortadan kaldıracak delilleri ileri sürme hakkınızın olduğunun da hatırlatılması zorunludur. (CMUK Md. 123)

GEÇERSİZ İFADE

Alınan ifadeniz sonucu alınan beyanınızın özgür iradenize dayanması zorunludur. Bu iradenizi baskı altına alarak, kötü davranma, işkence, zorla ilaç verme, yorma, aldatma, bedensel cebir ve şiddette bulunma, bazı araçlar uygulama gibi iradeyi bozan bedeni veya ruhi müdahale yapılamaz. Kanuna aykırı menfaat vaat edilemez. Bu tür yasak yöntemlerle elde edilen ifadeleriniz rızanız olsa dahi delil olarak değerlendirilemez. (CMUK Md. 135)

SUSMA HAKKI

Zabıta amir ve memurları ile Cumhuriyet Savcısı Tarafından İfade alma ve hâkim tarafından sorguya çekilmede; ne ile suçlandığınızın açıkça belirtilmesi, isnat edilen suçlamayla ilgili olarak açıklamada bulunmamanızın (yani susmanızın) kanuni haklarınızdan olduğunun hatırlatılması da zorunludur.(CMUK Md. 135)

ÖDEVLERİMİZ

Vatan Hizmeti

Madde 72 – Vatan hizmeti, her Türkün hakkı ve ödevidir. Bu hizmetin Silahlı Kuvvetlerde veya kamu kesiminde ne şekilde yerine getirileceği veya getirilmiş sayılacağı kanunla düzenlenir.

VI. Vergi ödevi

Madde 73 – Herkes, kamu giderlerini karşılamak üzere, mali gücüne göre, vergi ödemekle yükümlüdür.

Vergi yükünün adaletli ve dengeli dağılımı, maliye politikasının sosyal amacıdır.

Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülükler kanunla konulur, değiştirilir veya kaldırılır.

Vergi, resim, harç ve benzeri mali yükümlülüklerin muaflık, istisnalar ve indirimleriyle oranlarına ilişkin hükümlerinde kanunun belirttiği yukarı ve aşağı sınırlar içinde değişiklik yapmak yetkisi Bakanlar Kuruluna verilebilir.



Temel İnsan Özgürlükleri:

1- Düşünce ve İfade Özgürlüğü

2- Din ve Vicdan Özgürlüğü

3- Basın Özgürlüğü

4- Haberleşme, Yerleşme ve Seyahat Özgürlüğü

5- Toplantı Yapma, Dernek ve Sendika Kurma Özgürlüğü

6- Bilim ve Sanat Özgürlüğü

İnsan Haklarının Korunduğu Toplumlarda;

- Yasa dışı davranışlar azalarak yasalar işler hale gelir.

- Devlete güven artar, Yönetim kolay işler

- Vatandaşlar daha bilinçli ve sorumlu olacakları için hizmetlere gönüllü katılırlar.

- Meclisler, devler organları, sivil kuruluşlar görevlerini daha rahat yaparlar.

- İnsanlarda paylaşım artarak barışçı bir ortam doğar.

İnsanlar tarih boyunca, hak ve özgürlüklerini elde edebilmek için mücadele etmişlerdir. Türk Kurtuluş Savaşı da bu mücadelenin en iyi örneklerindendir.

4- Demokrasi ve Prensipleri: İnsan hak ve özgürlüklerinin en iyi yaşandığı sistem demokrasidir.

Demokrasi; Egemenlik güçlerinin halkın elinde olmasıdır.

Demokrasinin Temel İlkeleri:

1- Halk Egemenliği.

2- Hukuk Devleti.

Demokrasi kültürünün temelinde esas olarak “Kendime istediğim özgürlükleri başkasına da tanımam gerekir” anlayışı yatmaktadır.


GİRİŞİMCİLİK



GİRİŞİMCİLİK NEDİR?

Girişimci kelimesi bir şeyi yapmaya başlayan kişi anlamına gelmekte olup, girişmek fiilinden türemiştir. Tarihsel olarak baktığımızda girişimci diye Türkçeye çevrilen "entrepreneur" Fransızca kelime entreprendre'den gelmektedir ve anlamı bir şey yapmaktır.



Girişimci, risk alarak yenilik veya geliştirme yapan kişidir. Diğer bir deyişle, girişimci fırsatları gözleyen ve onları bulduğunda her tür riski alarak fikrini gerçekleştirmeye çalışandır. Dolayısı ile girişimcilik için fikir üretmek, yenilik üretmek ya da bir geliştirme yapmak gerekmektedir.



Girişimcilik de, girişimcilerin risk alma, fırsatları kovalama, hayata geçirme ve yenilik yapma süreçlerinin tümüne verilen addır. Bu yüzdendir ki hem şirket açma süreci, hem de yenilikler yapma süreci girişimcilik kapsamındadır.



Girişimcilik tanımında yenilik vardır ve bu yenilik mevcut kaynakların yeni bir birleşimini ifade eder, bir diğer deyişle:

• Yeni bir malın ya da servisin üretimi,

• Yeni bir üretim metodunun geliştirilmesi,

• Yeni bir pazarın oluşturulması,

Yeni bir hammadde kaynağının bulunması ve endüstrinin yeniden yapılandırılması yeniliktir.



Eski ve/veya yeni, büyük ve/veya küçük, yavaş ve/veya hızlı büyüyen, özel ve/veya kamu şirket ve örgütlerinin başında görevde olan yöneticiler (şirket sahibi olabilir ya da maaş alan profesyonel yönetici olabilir) veya örgüt çalışanları yenilikler yaptıkları zaman girişimci düşünce tarzı ve davranışı göstermiş olurlar.



Bunların dışında bir yöntemle girişimci olunamaz mı? Elbette ki olunabilir. Eskiden beri yapılan bir işi daha kaliteli, daha hızlı veya daha ucuza yapmak da girişimciliktir. Gerçi bunlarda da bir yenilik yaratma söz konusudur. Daha ucuza yapabiliyorsanız yeni bir know-how, daha kaliteli yapabiliyorsanız yeni bir standart, daha hızlı yapabiliyorsanız yeni bir süreç üretebilmişsiniz demektir. Evet, bu da girişimcilik olarak değerlendirilebilir.

A- BAŞARILI VE UYGULANABİLİR BİR İŞ FİKRİ BELİRLEME



İŞLETMENİN KURULUŞU:

İnsanların ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla mal ve hizmet üreten veya pazarlama çalışmaları yapan kuruluşlara işletme denir. İşletmenin doğuşu için müteşebbis şarttır. İşletme kurmayı düşünen müteşebbis önce üretim konusunu düşünmeli, sonra üretimin hammaddeden başlayarak pazarlamasına kadar bütün aşamalarını planlamalıdır. Her işletmede bir yönetim vardır.

Yönetimin faaliyetleri şunlardır.

1-Yönetim planın uygulaması için işleri ve kişileri belirler.

2-İşletmenin politikasını tespit eder.

3-Kaynakları bulur. İşletmenin amaçlarını tespit eder.



Bütün işletmelerin birinci amacı kar etmektir. Kar işletmenin yaşaması ve amacını sürdürebilmesi için gerekli olan bir araçtır.



KURULUŞUN YER SEÇİMİNİ ETKİLEYEN FAKTÖRLER:

1-Ekonomik faktörler: İşletme ham madde kaynaklarına yakın olmalıdır. Üretilen malların pazarlanması da dikkate alınmalıdır.

2-Doğal faktörler: İklim arazi durumu, sıcaklık, deprem bölgesi vb dikkate alınmalıdır.

3-Sosyal faktörler: Yer seçiminde o bölgede yaşayanların kültürel ve sosyal durumları dikkate alınır. Belediyeler şehirlerin büyüme oranı ve yönüne göre bazı kısıtlamalar koyarlar.

4-Psikolojik ve politik faktörler: Devlet geri kalmış bölgeleri kalkındırmak için bazı yerlere işletmelerin kurulmasını teşvik eder.

5-Hammadde: İşletme kullanacağı hammadde kaynaklarına yakın olmalıdır.

6-İşgücü: İşletme kurulacak yerde çalıştıracağı kalitede insanları bulabilmelidir.

7-Taşıma-Ulaştırma: Ulaşım imkânlarının daha elverişli olması nedeniyle deniz, nehir ve karayolları kenarları tercih edilir. Petrol tesislerinin deniz kenarına kurulmasının sebebi budur.



B-İŞLETME ÇEŞİRLERİ

Her ülkede çok çeşitli alanlarda çalışan işletmeler bulunur. İşletmeleri bir başlık altında sınıflandırmak mümkün değildir. Bu nedenle işletmeler çeşitli yönlerden sınıflandırılır.

İşletmeler genellikle üç grupta sınıflandırılır.

1. Ürettikleri mal ve hizmetin çeşidine göre,

2. Tüketicilerin çeşidine göre,

3. Üretim araçlarının mülkiyetine göre.



1- Ürettikleri mal ve hizmet çeşidine göre işletmeler:

a- Dayanıksız mal üreten işletmeler: Yiyecek. İçecek, kâğıt, gazete gibi mallar kısa sürede tüketilip yok edilen mallardır.



b-Dayanıklı mal üreten işletmeler: Makine, mobilya giyim malları gibi uzun süre kullanılan mallardır.



Ürettikleri mal ve hizmetlere göre işletmeler ana gruplara (sektörlere) ayrılır, bunlar:

a- İmalat sanayi,

b- Madencilik, taş ocakları,

c- Tarım, orman, avcılık, balıkçılık,

d- Su, elektrik. Gaz, sağlık hizmetleri,

e- Ticaret işletmeleri,

f- Taşıma ve depolama işletmeleri,

g- Yapı işletmeleri,

h- Hizmet işletmeleri.

2- Tüketicinin çeşidine göre işletmeler:

a- En son tüketiciye mal üreten işletmeler: Örnek yiyecek ve giyecek maddeleri satın alan kişi tarafından tüketilir.

b- Başka işletmeler için mal üreten işletmeler: Başka bir işletmeden mal alıp o malı işlemeye devam ederek sonra satan işletmelerdir Örnek: Odun yakacak maddesi olarak satın alınırsa son tüketiciye satılan maldır, mobilya veya kâğıt yapmak için satın alınıyorsa ara mal durumundadır.

3- Üretim araçlarının mülkiyetine göre işletmeler:

a- Kamu işletmeleri,

b- Özel işletmeler,

c- Karma işletmeler



C-ÇALIŞMA PROGRAMI HAZIRLAMA

Bir yönetimi temel görevi planlama, yürütme koordinasyon ve denetimdir. Plan yapılacak işlerin zamanını ve yöntemini araçlarını ve maliyetini önceden tasarlamaktır.



PLANLAMANIN FAYDALARI:

1-Kullanılan zamanın ve iş gücünün boşa harcanmasını azaltır.

2-Yöneticilerin dikkatini amaca çeker.

3-Yetkilerin sınırlarını belirler.

4-Denetimde kullanılacak standartları ortaya çıkarır.

5-Eldeki imkânların amaca hizmet edip etmediğinin denetimini kolaylaştırır.



İYİ BİR PLANIN ÖZELLİKLERİ:

1-Plan açık seçik ve net olmalıdır

2-Belirli ve geçerli bir amaca yönelik olmalıdır

3-ürünü en az maliyetle üretmeyi amaçlamalıdır.

4-En kısa ve en uygun süreyi kapsamalıdır.

5-Plan elamanlar arasındaki dengeyi sağlamalıdır.

6-işletmenin ilke ve standartlarına uygun olmalıdır.



PLANLAMA AŞAMALARI:

1-Planlama süreci: İşletmeyi geliştirmek için yöneticinin yararlanacağı birçok fırsatlar vardır. Aynı zamanda işletmeyi zora sokacak olumsuz oluşumlarda olabileceği unutulmamalıdır. Fırsatları değerlendirmek ve problem oluşmadan önlemek gerekir. Yönetici geleceğe bakmak zorundadır. Bunu yapan yönetici planlama sürecini iyi kullanmaktadır denilebilir.


2-Amaç ve hedeflerin belirlenmesi: Planlama sürecinin bu aşamasında şu noktalar karara bağlanır.

A- Ulaşılmak istenen satış miktarı

B- Ulaşılmak istenen Pazar payı

C- Ulaşılmak istenen personel sayısı

D- Ulaşılmak istenen üretim miktarı

E- Ulaşılmak istenen eğitim programı sayısı

ÖRGÜTLENME AŞAMALARI

1-Yapılacak işleri belirleme

2-İş görenlerin atanması

3-Yetki ve sorumluluk

4-Yer, araç ve yöntemler



D- İŞ PLANI HAZIRLAMA

1. Organizasyon: Planlama yapıldıktan sonra, plandaki amaçlara uygun olarak hangi birimlere, ne kadar sayıda, hangi kalitede, elemanlar yerleştirileceğini, bu birimlere yerleştirilen elemanların birbirleri ile hangi ölçülerde ilgili olacaklarına ait düzenlemenin yapılması veya mevcut düzenin yeni şartlara göre değiştirilmesidir.

Organizasyonun Faydaları:

a- Planın amaçlarına ulaşmak için beraber çalışmaya imkan verir.

b-Yönetici kimin ne iş yapacağını bileceğinden işi kolaylaşır.

c-Görevler arasında bağlantı kurulur.

d-Birimlerin haberleşmesini kolaylaştırır.

2. Düzenleme: İş görenlerin çabalarını birleştirmek ve zaman bakımından ayarlamaktır. Genel olarak faaliyetlerin çakışmaması için birbirini tamamlamalarını arka arkaya gelmelerini sağlamak çalışmalarıdır. Çok sayıda insanın çalıştığı iş yerlerinde düzenleme önemli faydalar sağlar.

Düzenleme kuralları:

a-Düzenleme plan göz önüne alınmalıdır,

b- Düzenleme sürekli bir işlem olarak düşünülmelidir,

c- İyi düzenlenmiş haberleşme sistemleri kurulmalıdır,

d- Gönüllü düzenleme özendirilmeli, çalışanların gördükleri aksaklıkları düzeltmesi sağlanmalıdır.

e-Sorumlular sık ve kolay toplanıp düzenlemeyi gözden geçirebilmelidir.

3. Yürütme (Yöneltme): Yapılan plana göre kurulan işletme organizasyonunun harekete geçirilmesi çalışma ve üretimin başlatılmasıdır.

Yürütme işlemi emir- komuta ile başlar. Yönetici, bu fonksiyonunu yerine getirirken masa başı çalışmalarından çok, aktif olarak işin başında olması gerekir. Yürütme işinin başarısı emretme biçimi ile ilgilidir. Emir açık ve yapılacak işler kesin olarak belirtilmelidir. Emirler yazılı veya sözlü olabilir. Emrin amacı emir alana açıklanmalı, gerekiyorsa onun fikri de alınmalıdır. Yerine getirilmesi mümkün olmayan emirler verilmemelidir.

İşletmede etkili bir yürütme fonksiyonu için aşağıdaki şartların oluşturulması gerekir.

1-İş görenler iyi tanınmalıdır.

2-Görev ve sorumluluk yüklenecek kapasitede olmayanlar çalıştırılmamalıdır.

3-Organizasyonun başarısı için birlik ve takım çalışması ruhu oluşturulmalıdır.

4-Yönetici davranış ve kişiliği ile örnek olmalı, güven vermelidir.

5-Yönetici astları ile sık görüşüp çalışmalarla ilgili bilgi almalıdır,

6-İyi bir ceza ve ödül sistemi kurulmalıdır,

7-Çalışanların bazı hataları hoş görülüp tecrübe kazanmalarına imkân verilmelidir.

1. Denetim (Kontrol) : İşletmenin bütün faaliyetlerinde neyin, nasıl, ne ölçüde yapılacağını araştırmak, amaçtan sapma, plana uygun olmayan çalışmaların düzeltilmesidir.

Denetim işlemi aşağıdaki sıra ile yapılır:

1- Amaç kararlaştırılır,

2- Amaçlara ait standartlar belirlenir,

3- Denetim noktaları belirlenir,

4- Standartlardan kimin sorumlu olacağı belirlenir,

5- Sonuçlar standarda uymuyorsa gerekli düzeltmeler yapılır,

6- Plandan sapmalar zaman geçmeden bildirilir.



E-İŞ KURMA

KURULUŞ KARARINA ETKİ EDEN FAKTÖRLER

(İşletmelerin kuruluş nedenleri)

1-Bağımsız çalışma isteği

2-Daha fazla kazanma isteği

3-Miras

4-sosyal saygınlık

5-Başka olanakların olmaması

İnsanlar doğal ve sosyal ihtiyaçlarını karşılamak nedeniyle yukarıda belirtilen sebepler doğrultusunda kendi becerilerini de dikkate alarak işletme kurarlar. İşletmenin kuruluşunda daha çok doğa, bilgi, sermaye, Pazar, iş gücü etkilidir. Kurmayı düşündüğümüz işletmeyi başarıya ulaştırmamız için bu hususların sürekli göz önünde bulundurulması gerekir.



F- İŞLETMEYİ GELİŞTİRME:

Kurmuş olduğumuz işletmeyi sürekli geliştirmeliyiz. Çağımız bilgi ve teknoloji çağı. Geçmişte işletme sahipleri ne kadar mal ve hizmet üretmişlerse satabilmişler. Çünkü talep varmış Zaman ilerleyip piyasa mal ve hizmete doydukça buna ilave olarak kalite ortaya çıkmış. Bu yeterli gelmemiş maliyet ortaya çıkmış. Yani kaliteli mal veya hizmet üretmekte yeterli gelmemiş. Bu unsura günümüzde hızda katılmış durumdadır. Bir işletmenin kalıcı olabilmesi için rekabet piyasasın da yer alabilmesi için sürekli gelişmek zorundadır. Mevcut durumunu kendisiyle rakipleri ile sürekli karşılaştırmalı ve önlemler almalıdır. Günümüzde, maliyeti düşük, kaliteli ve hızlı üretim gerçekleştiren işletmeler ebediyen var olacaklardır. Bu teknolojiyi yenilemekle ve bilgi birikimi sağlamakla gerçekleşir.



G- İŞ HUKUKU İşveren, işçi ve devlet arasındaki ilişkileri düzenleyen hukuk kuralıdır. Çalışma hayatı ile ilgili düzenleme 1962 yılında 1475 sayılı yasa yapılmıştır.

İşyeri: İşçinin anlaşmadan doğan yükümlülüklerini yerine getirdiği sırada bulunduğu yere işyeri denir. Yani işin yapıldığı yerdir.

1-Asıl iş yeri

2-İş yerinden sayılanla: İşyerine bağlı yerler, eklenti ve bahçeler, iş yerine bağlı araçlar. İş yeri açma ruhsatını belediye verir. 30 gün için de müracaat edilir.

İşveren: Mal ve hizmet üretmek, sosyal saygınlık ve kar elde etmek gibi amaçla bir iş yeri kurarak diğer bireyleri çıkar karşılığı çalıştıran kişiye işveren denir.

İşçi: Bir hizmet akdine dayanarak herhangi bir işte ücret karşılığı çalışan kimseye işçi denir. Devlet memurları, babasının yanında çalışanlar ve kendi işi olanlar işçi sayılmazlar.

İşyeri açma ve çalışma ruhsatı: İşyeri fiili olarak açıldıktan en geç 30 gün içinde işyeri açma izni alınması gerekir. Bu belgeyi belediye verir. İşyeri açma izni çalışma ruhsatı alınıncaya kadar geçerli olan belgedir. Bunu da ilçelerde kaymakamlık, illerde valilik verir. İşçi çalıştırılmaya başlanmadan önce sosyal sigortalar kurumuna işyeri bildirgesi verilmek zorundadır. Buradan işyerinin tehlike sınıfı belirlenir ve sicil numarası verilir.

İŞ HUKUKUNUN TEMEL İLKELERİ:

1- Sözleşme özgürlüğü: Herkes dilediği alanda çalışma ve sözleşme hürriyetine sahiptir. Özel teşebbüs kurmak serbesttir. Devlet bunları sağlayacak tedbirleri alır. Sözleşmeler geleneklere örf ve adetlere uymak zorundadır.

2- Zayıfın korunması: Hakkını alamayan işçi ile işverenin karşı karşıya gelmesi toplum düzenini bozacağından kamu yararı nedeniyle devler iş hayatına müdahale eder. Güçlü tarafın güçsüzü ezmemesi için devlet müdahale eder. Bu sayede,

A -Ücretler işçi ailesinin normal ihtiyaçlarını karşılayacak düzeyden aşağı çekilemez.

B -İşçi sağlıksız yerlerde çalıştırılamaz.

C -Kadın ve çocuklar ağır işlerde çalıştırılmaz.

D -İşçilerin gelecekleri güvence altına alınır.

Devlet bu müdahaleleri anayasaya dayanarak yapar.



HİZMET SÖZLEŞMESİ - SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU

ÇALIŞMA HAYATINI DÜZENLEYEN KANUNLAR

Hizmet sözleşmesi: Bir kişinin diğer bir kişiye bedenen ve fikren yayar sağlamak karşılığında bir ücret almak üzere bağlanmasıdır. İşçi iş görür. İşveren ise iş verir. Sözleşme yapabilmek için Reşit olmak. Mümeyyiz (aklı başında olmak) olmak ve sabıkalı olmamak gerekir.

Bazı durumlarda işveren işçilerle değil de onları temsil eden kişilerle sözleşme yapabilirler. Bu türlü yapılan sözleşmeye takım sözleşmesi denir. İki çeşit hizmet sözleşmesi vardır.

1- Sürekli hizmet sözleşmesi: 30 iş gününden daha fazla sürecek ve ne zaman biteceği belli olmayan sözleşmedir.

2- Süreksiz hizmet sözleşmesi: Süresi bir aya kadar veya günlük olan sözleşmeye denir.

İşçinin hizmet sözleşmesinden doğan sorumlulukları:

1- İşin görülmesi.

2- Özen borcu.

3- Bağlılık ve sadakat.



İşverenin hizmet sözleşmesinden doğan sorumlulukları:

1-Ücretin ödenmesi.

2-iş güvenliğini ve işçi sağlığını korumak.

3-İşçiye yetecek kadar iş vermek.

4-İş bitiminde işçiye çalışma belgesi vermek.

5-yeni iş aramak için günde 2 saate kadar izin vermek.

Hizmet sözleşmesini sona erdiren sebepler:

1- Sözleşmeyi sona erdirmek için haklı sebeplerin doğması

2- Taraflardan birinin ölmesi

3- İşverenin iflası

4- Karşılıklı antlaşma

5- Belirlene sürenin bitimi

6- Sözleşmeyi fesih yolu ile tarafların bozması



İşçi, işvereni uyararak sözleşmeyi bozabilir. Yalnız bunu önceden bildirmesi gerekir. Bu süreler sözleşmede yer almalıdır.

SOSYAL GÜVENLİK HUKUKU: Toplumsal barışı ve sosyal adaleti sağlamak amacıyla örgütlenen devlete sosyal devlet denir. Bireyler çalıştıkları sürece zorunlu giderlerini karşılayabilirler. Fakat çalışamaz duruma geldikleri zaman onlara devlet bu durumlarda yardımcı olmak zorundadır.



Ülkemizde sosyal güvenliği sağlamaya yönelik kurumlar şunlardır.

1-Sosyal yardım ve sosyal hizmet kurumları

A -Sosyal yardım ve dayanışma kurumları

B -Sosyal dernekler

2-Kamusal nitelik taşıyan sosyal güvenlik kuruluşları

Sosyal Sigortalar Kurumu:(S.S.K) İşçilerin sosyal örgütüdür. Üyelerine sağlık ve emeklilik gibi yardımlarda bulunur. Üyelerinden çalıştıkları sürece belli oranda prim alır.

T.C.Emekli Sandığı: Devlet memuru olarak çalışanları kapsar.

Bağ-kur: Bağımsız çalışan küçük esnaf ve sanayiciyi kapsar.



TÜRKİYEDE ÇALIŞMA HAYATINI DÜZENLEYEN YASALAR

1- Hafta tatili yasası: Bu yasayla çalışanlara hafta sonu tatili verilmiştir.30 saatten az olamaz.

2- Umumi Hıfzısıhha Yasası: Bu yasayla çalışan kadınlara doğumdan önce 3 hafta ve doğumdan sonra 6 hafta doğum izni verilir. Çocuğun ve annenin sağlığını tehlikeye atacak işlerde çalıştırılamaz. Ayrıca 6 ay boyunca emzirme izinleri verilir.



12 yaşından küçük çocuklar fabrikalarda ve imalathanelerde çalıştırılamaz. 12–16 yaş arası çocuklar gelişmelerini engelleyecek işlerde çalıştırılamaz veya daha fazla işçi çalıştıran işyerleri iş yeri hekimince kontrol edilir.100–500 işçi çalıştıran iş yerlerinde doktor ve revir bulundurulması zorunludur.

3- Türk vatandaşlarına tahsis edilen sanat ve hizmetlere dair yasa: Bazı meslekleri yabancıların yapması bu yasayla yasaklanmıştır.

4- Ulusal bayram ve genel tatil yasası:29 Ekim cumhuriyet bayramı,23 Nisan ulusal egemenlik ve çocuk bayramı,19 Mayıs Gençlik ve spor bayramı, 30 Ağustos zafer bayramı Ulusal bayramlardır. Ramazan ve kurban bayramları da dini bayramlardır. Bu bayramlarda resmi tatil verilir. Birde yılbaşı tatili vardır.

5- Belediyeler yasası: Konutların denetimi, iş yerlerinin denetimi, fabrikaların denetimi, imar izni vb belediyelerin görevidir.

6- Borçlar yasası: İş hayatında yapılan alış veriş ve hizmet görmekten dolayı meydana gelen maddi ilişkileri düzenleyen yasadır. Bu yasaya göre işveren çalışanların güvenliğini sağlamakla yükümlüdür. İş kazası sonunda ölen birisine tazminat ödenir.

7- İş yasası: Çalışma hayatını düzenleyen yasadır.

8- Sosyal sigortalar yasası: İşçi sağlığı iş güvenliği, emeklilik, meslek hastalıkları, iş kazaları gibi konuları kapsar.

9- Çıraklık mesleki eğitim yasası:3308 sayılı yasadır. Çırak kalfa ve ustaların çalışma hayatını ve eğitimlerini düzenler.

10- Küçük esnaf ve sanatkârlar yasası: Küçük esnaf ve sanayicinin çalışma hayatını düzenler.


MODÜL 4: İŞ GÜVENLİĞİ VE İŞÇİ SAĞLIĞI

A-İŞYERİ GÜVENLİĞİ VE TEHDİT EDİCİ UNSURLAR

1-İş Güvenliğinin Tanımı ve Önemi: İş yerlerinde işin yapımı sırasında, sağlığa, işe ve işyerine, zarar verebilecek olan, çeşitli sebeplerden kaynaklanan, olumsuz şartlardan korunmak amacı ile yapılan planlı çalışmaların hepsine İş Güvenliği denir.


İş güvenliği kavramında, çalışanların can güvenliği,(yani sağlık)makine araç ve gerecin, işyerinin, çevrenin, üretilen malın güvenliği yer almaktadır. Bu kapsamdan, iş dünyasında çalışan çok sayıda insan, büyük miktarlar tutan malzeme, makine, araç ve gereçler, (yani para) çevre, ekoloji, (çevrebilim) iş dünyası ile ilgisi olmayan milyonlarca insanın hayatı ve mutluluğu anlaşıldığına göre iş güvenliğinin önemi kendiliğinden ortaya çıkmaktadır.



Bu nedenle denilebilir ki, bir iş yerinde değil, bir ülkede İş Güvenliği varsa orada sağlık ve mutluluk vardır. İş güvenliği yoksa can kaybı, sakatlık, hastalık, para ve zaman kaybı vardır. O halde sözün burasında o sloganı hatırlamada fayda vardır.”Önce iş güvenliği.”

2-İş Güvenliğinin Amaçları:

İş Güvenliğinin tanımı ve öneminden anlaşıldığı gibi amaçları şunlardır:

1-Çalışanları korumak,

2-Üretimin güvenliğini korumak,

3-İşletmenin güvenliğini sağlamak,

4-Ekolojik çevreye zarar vermemek.



3-Binalarda Güvenliği Tehdit edici Unsurlar:

4-İşyeri Güvenliği

5-Koruyucu Araçlar



B- MESLEK HASTALIKLARI:

1-TANIMI VE NİTELİKLERİ: 506 sayılı S.S.Kanunu meslek hastalıklarını aşağıdaki şekilde tanımlamaktadır.

Meslek Hastalığı: Sigortalının çalıştırıldığı işin niteliğine göre, tekrarlanan bir sebepten dolayı ve işin yürütülmesi şartları yüzünden, uğradığı geçici veya sürekli hastalık, sakatlık ya da ruhi arıza halleridir.



2-MESLEK HASTALIKLARININ MEYDANA GELME SEBEPLERİ:

I-Kimyasal maddelerden meydana gelen hastalıklar

a-Kurşun zehirlenmeleri, akü yapımı, kurşun oksit imalatı, kuruşun kaynağı, oksi-gaz ile hurda kesimi işlerinde görülür.

b-Gaz zehirlenmeleri, karbon monoksit, Klor, Amonyak gibi ani etki yapan gazların neden olduğu zehirlenmelerdir.

c-Diğer zehirlenmeler, Krom Kadmiyum ve nikel etkilenmeleri ve bu metallerle yapılan kaplama işlerinden kaynaklanır,

d-Fosforlu Bileşiklerin Zehirlenmeleri, tarım işlerinde çalışanlarda görülen zehirlenmelerdir.

II-Mesleki Deri Hastalıkları:

Sanayileşmiş ülkelerde Meslek Hastalılarının % 60’ı deri hastalıklarıdır. Cilt dış etkenle sürekli temas halinde olduğundan, çeşitli kimyasal maddeler, ilaçlar, boyalar, deri hastalıklarına neden olurlar.

- Galvano plastik işlerinde,

- Madeni eşya imalatında,

- Kömür damıtma işlerinde,

- Çimento, yapı malzemesi imalatında,

- Radyoaktif maddelerin kullanıldığı iş kollarında deri hastalıkları görülür.



III-Solunum Sistemi Hastalıkları: İşyerlerinde çeşitli nedenlerle oluşan tozlar soluma yolu ile hastalıklara neden olurlar. Bunlar;

a-Akciğer dokusunda değişiklik yapanlar: Silis, Kömür, Asbest, Talk,

b-Kana geçerek zehirlenme yapanlar: Kurşun, Kadmiyum, Krom, Manganez,

c-Kanserojen etki gösterenler: Asbest. Arsenik, Kromatlar, Nikel,

d-Radyoaktif etki yapanlar: Uranyum ve tuzları, Toryum, Radyum ve tuzları,

e-Alerji yapanlar: Pamuk, Kendir, Saman ve yün,



IV -Bulaşıcı Mesleki Hastalıklar: Deri, Hayvancılık, kanalizasyon işlerinde çalışanlarda görülen şarbon, ruam, brusella gibi parazit ve bakterilerin neden olduğu hastalıklarıdır.



V-Işınlar:

a-İyonlaştırıcılar, röntgen ışını gibi alanlarda, ciltte kanda, kemiklerde hastalıklara neden olurlar,

b-Enfraruj ışınları, cam sanayi, karpit imalatında, izabecilikte, görülen gözde katarakt meydana getiren ışınlardır.



VI-Fiziki Şartlardan meydana gelen hastalıklar

a-İş yerinin ısı, ışık, havalandırma yönlerinden uygun olmaması,

b- Gürültü, Havalı çekiç, Testere, Planya, Kırma makinelerini kullananlarda, rahatsızlık, dikkatin dağılması, ilerleyen aşamalarda duyma kaybı meydana getirir.



3-MESLEK HASTALIKLARINA KARŞI ALINACAK TEDBİRLER: İş ve üretim alanının özellikleri nedeni ile meslek hastalıklarını yapan şartları tamamen ortadan kaldırmak mümkün olmayabilir. Bu nedenle meslek hastalıklarından korunmak bunların insan sağlığı üzerindeki etkilerini en aza indirmek için korunma yöntemlerinin uygulanması gerekir. Bu korunma yöntemleri:

a) Tıbbi korunma yöntemleri: İşe girişte ve çalışma esnasında düzenli aralıklarla yapılacak olan tıbbi muayene ve tedaviler, çalışanların yaptıkları işlerin tehlikeleri hakkında eğitilmeleri ve uyarılmaları,

b) İş yeri ve çevresinde meslek hastalıkları ile ilgili tedbirler alınması: İşyerinin havalandırılması, zararsız kimyasallar kullanılması vb.

c) İşçiye ait korunma önlemlerinin alınması: Şahsi koruyucular kullanılması

C- KAZA VE YARALANMA:

1-Tanımı, İş kazasının Nedenleri:

Olayların akışında önceden planlanmamış, bilinmeyen ve sık sık kişisel yaralanmalara, sakatlanmalara makine, alet, malzeme ve çevrenin zarara uğramasına sebebiyet veren olaya kaza denir.

Hiçbir kaza önceden planlanmaz. Kazaya sebep olan olaylar önlenebilir. Kazalar birbiri ile bağlantılı olaylar zinciri sonucu gelmektedir. Buna kaza zinciri denir.

Kaza Zincirini Meydana Getiren Sebepler:

1- Doğa ve sosyal yapı: Çalışan insanın vücut yapısının yaptığı işte yetersiz kalması

2- Kişisel kusurlar: Kaldıramayacağı yükü insanın taşımaya çalışması ve bel fıtığı olması

3- Güvensiz davranış ve şartlar: Kişisel korunma alışkanlığının olmaması

4- Kaza: Torna makinesinde kravatın aynaya dolanması

5- Yaralanma: İş kazasına uğrayan kişinin bir elinin zarar görmesi

2-Kazaların İş Gücüne Ve Ekonomiye Etkileri: İş kazaları meydana geldiğinde manevi kayıpların yanı sıra iş gücü ve ekonomik kayıplarda olmaktadır. Bu kayıplar iki ana gurupta toplanır.

1- GÖRÜNEN KAYIPLAR: Kaza sonunda yaralanma ölüm malzeme kaybıyla ilgili tüm giderler doğrudan zararlardır. Bu zararlar maddi zararlardır. Makine hasarı, tazminat, ilk yardım masrafı, tıbbi masraflar



2- GÖRÜNMEYEN ZARARLAR: Bu zararlar ilk anda görülmez fakat maddi ve manevi olarak daha sonra toplumda kendini hissettirir. Kaybolan iş günü iş gücü üretim kayıpları



3- Tipik Kazalar

1-Trafik kazaları

2-Deniz kazaları

3-Hava kazaları

4-Tren kazaları

5-Orman kazaları

6-Av kazaları

7-Ev kazaları

8-Spor kazaları



Tezgâh, Makine Ve Avadanlıklara Göre Kaza Analizi

Tezgâh, makine ve avadanlıkların kullanılması esnasında

1-Makine devrini almadan işin sürülmesi.

2-Matkabın elbiseyi ve kravatı sarması.

3-Testerenin eli kesmesi.

4-Çekicin sapının çıkması ve fırlayarak başka bir çalışanı yaralaması.

5-Dişliye el kol ve giysi kaptırılması.

6- Torna freze gibi makinelerde parçanın sıkı bağlanmaması sonucu fırlaması.

7-Boru bükme makinesinde elin silindire kaptırılması.

8-Giyotin makasa el veya kolun kaptırılması.

Bazı makinelerde meydana gelen iş kazaları o makinenin adı ile anılır. Testere kazası, Matkap kazası.



İş Ve İşlemlere Göre Analiz

1-Keski murç çekiç yapımı

2-Toprak kazma ağaç budama

3-Tavan kalıbı yapımı

4-Döküm ve demir tavlama

5-Yüzey taşlama helis dişli yapımı

6-Ağaç rendeleme

7-Elektrikli iletken kontrolü ve elektrik devre bağlama

8-Motor sökme ve takma

9-Kimyasal analiz



Mesleğe Veya İş Koluna Göre Analiz:

1-Maden işkolu kazaları

2-Ağaç işkolu kazaları

3-Metal iş kolu kazaları

4-Elektrik iş kolu kazaları

5-İnşaat işkolu kazaları

6-Kimya iş kolu kazaları

7-Seramik iş kolu kazaları

8-Orman iş kolu kazaları

9-Kâğıt imalat iş kolu kazaları

10-Otomotiv iş kolu kazaları

11-Tarım iş kolu kazaları

12-Tekstil iş kolu kazaları

Yaralanma Analizi

1-Yaralanmanın ağırlığına göre analiz: hafif ağır ve ölüm

2-Yaralanmanın cinsine göre analiz: Baş boyun göz dış beden el parmak kol ayak bacak iç organ



Yaralanma Şiddetinin Belirlenmesi:

1-Yaralanma ile sonuçlanmayan kazalar

2-Bir günden fazla işten kalacak şekilde tedavi gerektirmeyen kazalar

3-Yirmi günden fazla işten kalacak tedaviyi gerektiren kazalar

4-Sürekli iş göremezlik veya ölümle sonuçlanan kazalar



4-Kazalarda İlk Yardım

Kesikler Ve Kanama:

Kesikler dokunun ve damarların parçalanması ile meydana gelir. Yüzeysel ve derin olmak üzere iki türlüdür. Bütün kesiklerde kanama olmaktadır.

Kanama: İç ve dış kanama şeklinde olmaktadır. İlk yardım müdahalesi ancak dış kanamaya yapılır.

1-Hafif Kanama: İlk yardım yapılınca yara temizlenir ve sarılır. Kanama durur.

2-Orta Şiddette Kanama: İlk yardım olarak yara ve etrafı temizlenir Üzeri kapatılır. Gazlı bez veya pamuktan bir tampon konur ve üzeri iyice sarılır. Yara kirli ise temizlenir.

3-Şiddetli Kanama: Atardamarın kesilmesi ile kalbin her atışında kan fışkırır. Bu türlü durumlarda kanın geldiği yerden daha önce bir yere turnike ile sıkılır. Turnikenin tatbik edileceği en uygun yerler kolda pazının bacakta ise diz ile kasık arasındaki kısmın ortasıdır. Turnikenin 15 dakika ara ile gevşetilmesi gerekir Aksi takdirde öbür hücrelere kan gitmeyeceğinden hücreler ölür.

Yanıklar: Yanıklar şu sebeple meydana gelir.

1-Sıcaklık, ateş, kızgın madenler, alev, su buharı, sıcak su ve yağ gibi sıvıların teması ile

2-Kimyevi maddeler ve asitlerin bulaşması ile

3-Elektrik akımına maruz kalma

4-Sürtünme

5-Şuaya maruz kalma

Yanık yeri ne kadar genişse tehlikede o kadar fazladır. Yanık kısım deri yüzeyinin 1/3 bulmuşsa bunlar ağır yanık vakalarıdır.

Yanıklarda İlk Yardım:

1-Yanan şahsın giysileri tutuşmuş ise hemen söndürülür.

2-Asit gaz gibi kimyasal maddelerin temasından bulaşan yer bol su ile yıkanmalıdır.

3-Yanığa kirli elle dokunulmamalıdır. Eller önceden temizlenmelidir.

4-Yanık açık yerde ise üzerine mikropsuz gazlı bez konularak sıkıca sarılmalıdır.

5-Şok ihtimaline karşı kazazede yatırılmalı ve üzeri bir battaniye ile örtülmelidir.

6-Geniş yanıklarda kazazede en kısa sürede hastaneye sevk edilmelidir.

Kırıklar: Herhangi bir etki sonunda vücuttaki kemiklerden biri veya bir kaçının kırılmasıdır.



Belirtileri:

1-Kırık kısım hareket ettirilmez ise ağrının azalması veya tamamen geçmesi.

2-kırık yer üzerine dokunulduğu zaman ağrı meydana gelmesi.

3-Kan toplaması sonucu şişme meydana gelmesi.

4-Kırık uzuvda şekil bozukluğu.

5-Kırık kemiğin et ve deriyi parçalayarak dışarı çıkması.

6-Kanama olması.

Kırıklara İlk Yardım

1- Kazazede yatay olarak yatırılmalıdır.

2- Kırık üzerindeki elbiseler keserek çıkarılmalıdır

3- Kanama varsa durdurulmalıdır

4- Yara varsa temizlenmeli ve mikropsuz bezle sarılmalıdır

5- Kırık kısmın yanına tahta sopa gibi malzemeler konularak kırık uzuv yerleştirilmeli ve hareket etmeyecek şekilde tespit edilmelidir.

6- Üzeri örtülerek üşümemesi sağlanmalıdır.

7- Varsa ağrı kesici iğne yapılmalıdır.

8- Kazazedenin sevkinde sarsılmamasına dikkat edilmelidir.

Boğulma: Solunum yoluyla alınan oksijenin çeşitli sebeplerden ötürü yeterli miktarda alınamaması halinde boğulma meydana gelir.

Boğulma Sebepleri

1-Solunum yolları ve akciğerleri tıkayan sebepler suda boğulma.

2-Metan etan CO2 hidrojen azot vb gazlar akciğerlere dolarak yeterli hava girmesine engel olurlar.

3-Nefes borusunu tıkayan tabancı cisimler.

4-Asılma ve boyunun sıkılması.

5-Yüzükoyun yatan bir çocuğun ağzının yastıkla tıkanması.

6-Boğazda tahribata ve şişmeye sebep olan böcek sokmaları.

Boğulmada İlk Yardım

1-Mümkünse sebep ortadan kaldırılmalıdır.

2-Solunumun normale dönmesi için tedbirler alınmalıdır. Dili bir pensle çekilmelidir.

3-Hemen suni solunuma başlanmalıdır.

Ağızdan Ağıza Suni Solunum:

Hasta sırt üstü yatırılır ve ağızda ne varsa çıkarılır. Boyun biraz yükseltilir ve baş arkaya doğru bir miktar bükük tutulur. Alt çene aşağıya doğru çekilir. Burun delikleri iki parmakla kapatılır. Uygulayıcı derin bir nefes alır ve ağzını kaza zadenin ağzına sıkı sıkıya kapanır. Aldığı derin nefesi kazazedenin göğüs kafesi yükselene kadar ağzına üfler. Bu işlem dakikada 10–15 defa tekrarlanır Kazazede kendiliğinden nefes alana kadar bu işleme devam edilir.

Suda boğulmalarda gazla boğulmalarda ve iple boğulmalarda derhal suni solunum yaptırılmalıdır.

Zehirlenme: Zehirlenme iki şekilde olur. İşin özelliği ve işyeri şartları sebebiyle zehirli maddelerin uzun süre azar azar alınarak meslek hastalıklarına yol açan müzmin zehirlenmedir. İkincisi ise kısa süre zehirli madde alınması ile ortaya çıkan zehirlenmedir. Zehirlenme üç yolda olur.

1-Solunum yolu ile

2-Ağız yolu ile

3-Cilt yolu ile

a-Bulaşma

b-Zehirli hayvanların sokması

c-Yapılan iğne

Solunum Yolu İle Zehirlenmede İlk Yardım: Şahıs zehirli maddeden uzaklaştırılır. Açık ve temiz havaya çıkarılır. Rahat nefes alması sağlanır. Baş arkaya bükülerek solunum kolaylaştırılır. Gerekirse suni solunum yaptırılır.

Ağız Yolu İle Zehirlenmede İlk Yardım: Derhal bol su içirilerek alınmış olan zehir sulandırılır. Süt, çırpılmış yumurta, zeytinyağı, un bulamacı gibi maddeler içirilir. Hasta kusturulmaya çalışılır. Müshil hapı içirilerek zehir kusturulmaya çalışılır. Yatırılıp battaniye ile örtülmelidir.

Cilde Zehir Bulaşması Halinde İlk Yardım: Cilt açık ise hemen elbiseli ise hemen çıkarılarak bol su ile yıkanmalıdır.

Zehirli Yılan Sokması Halinde İlk Yardım: Zehrin çabuk dağılmasını önlemek için sokulan veya ısırılan kısım hareket ettirilmemelidir. Sokulan veya ısırılan yer kol veya bacakta ise sokulan kısmın hemen üst tarafı sıkıca sarılmalı ve zehrin yayılması önlenmelidir. Sokulan yer üzerine buz veya soğuk su konularak zehrin daha yavaş yayılması sağlanmalıdır. Tentürdiyot sürülerek zehrin kimyasal yoldan daha zararsız hale getirilmesi düşünülmelidir. Zehirlenmeye karşı özel serum verilmelidir.

Bayılma: Korku heyecan sancılanma aşırı yorgunluk sıcak yerlerde uzun süre ayakta durulması gibi sebeplerle beyine giden kanın ve dolayısı ile oksijenin yeterli olmaması sebebiyle meydana gelmektedir. Yüz solgunlaşır. Cilt soğuk ve nemlidir. Nabız zayıf ve yavaştır. Solunum sathidir.

Bayılmada İlk Yardım: Şahıs oturur durunda ise düşürmeden başını dizlerinin arasına eğmelidir. Varsa sedyeye arka üstü yatırılmalı ve sedyenin ayak tarafı yukarıya kaldırılmalıdır. Gerekirse şahıs yere yatırılmalı ve ayakları hafifçe yukarı kaldırılmalıdır. Yakası çözülmeli ve kemeri gevşetilmelidir. Etrafında kalabalık toplanmamalı ve temiz hava alması sağlanmalıdır.

Şok: Yaralanma kanama yanık zehirlenme ve elektrik çarpması gibi hallerde kanın damar dışında toplanarak dolaşan kanın azalması dokuların yeter miktarda kan ve oksijen alamaması. Sonucunda meydana gelmektedir.

Fenalık ve baygınlık, cildin soğuk ve soluk oluşu, soğuk terleme, dudak kulak ve tırnaklarda morarma, bulantı ve kusma, tansiyonun düşmesi, şuur kaybı gibi belirtileri vardır.

Şokta İlk Yardım:

Şahıs derhal arka üzeri yatırılmalıdır. Kusma varsa yüzükoyun yatırılmalıdır. Yakası ve kemeri gevşetilmelidir. Solunum durmuşsa suni solunum yaptırılmalıdır. Kanama varsa durdurulmalıdır. İçebilecek durunda ise su verilmelidir. En kısa sürede sağlık kuruluşuna sevk edilmelidir.

ELEKTRİK ÇARPMASI: Elektrik akımının vücudun bir yerine girerek diğer bir yerinden çıkması sonucu elektrik çarpması meydana gelir. Çarpma şunlarla ilgilidir.

Gerilim Aralığı Azami Yaklaşma Mesafesi

50-3.500 V ...................... 30 cm

3.500-10.000 V .................. 60 cm

10.000-50.000 V ................. 90 cm

50.000-100.000 V ................ 1,5 m

100.000-250.000 V ............... 3 m

250.000-450.000 V ............... 4,5 m

(Gerilim altındaki bir hatta yukarıda belirtilen mesafelerden daha fazla sokulmak tehlikelidir.)

Küçük gerilim ............... 0 - 50 V'a kadar

Alçak gerilim............... 50 - 1.000 V arası

Orta gerilim................ 1.000 - 35.000 V arası

Yüksek gerilim ............ 35.000 - 170.000 V arası

Çok Yüksek Gerilim ........ 154.000 V'tan yukarısı

1-Akımın şiddetine

2-Akımın vücutta takip ettiği yol

3-Akımın geçiş süresi

4-Vücudun ıslak veya nemli olması

Elektrik Çarpmasında İlk Yardım: Akım hemen kesilmelidir. Şahsı uzaklaştırmak için yalıtkan malzemeler kullanılmalıdır. Suni solunum yaptırılmalıdır. Gerekirse derhal kalp masajı yaptırılmalıdır. Yanıkların pansumanı yapılmalıdır. Şok ihtimaline karşı gerekli tedbirler alınmalıdır.

İlk Yardım Çantası:

İlk yardımın usulüne uygun yapılabilmesi için işyerlerini özelliklerine uygun ilk yardım malzemelerini bulunması zorunludur. İçinde şunlar vardır.

Yardım broşürü, tentirdüyot, amonyak, alkol, pamuk, gazlı bez, sargı bezi, makas, pens, çengelli iğne, flaster.

İlk Yardım Malzeme Ve Gereçleri: İşyerlerinin özelliklerine göre ilk yardım malzemelerinin bulundurulması zorunluluğu vardır. İlaç ve gereçlerin miktarı ve çeşitleri işyerinde çalışanların miktarına göre tespit edilir.

Malzemeler ve kullanma yerleri şunlardır;

İLK YARDIM BROŞÜRÜ: bir kaza anında kaza zadeye zarar vermeden nasıl yardım yapılacağını anlatan bir açıklamadır.

TENTÜRDİYOT: Yaraların üzerini temizlemede kullanılır. Açık yaraların üzerine dökülmemelidir.

AMONYAK: Böcek sokmalarında, böceğin soktuğu yere dökülür

ALKOL: Yara etrafını temizlemede ve ateş düşürmede kullanılır.

PAMUK: Yaraların temizlenmesinde kullanılır ve açık yara üzerinde uzun süre tutulmamalıdır

GAZLI BEZ: Pansumanda ve yaraların sarılmasında kullanılır.

SARGI BEZİ: Yaraların sarılmasında ve her türlü kırıkların tespitinde kullanılır.

MAKAS: Sargı bezini ve hastanın elbisesini kesmede kullanılır.

ÇENGELLİ İĞNE: Sargı bezini tutturmada kullanılır.

FLASTER: Pansumanı yapılan yaranın üzerine kapatılan sargı bezini tutturmada kullanılır.

ENJEKTÖR VE İĞNESİ: Enjeksiyon yapmak için kullanılır.



5-Kaza Raporları: İş kazalarında kaza raporları hukuki problemlerin çözümü. Yaralanma derecesinin tespiti tekrarında alınması gereken tedbirler için düzenlenir. Şu durumlarda kaza raporları mutlaka düzenlenmelidir.

1-Hafif yaralanma kazaları

2-Ağır yaralanma kazaları

3-Ölümlü kazalar

4-Yaralanma meydana gelmeyen kazalar

Kaza raporları gerçek bilgileri ve tespitleri ihtiva etmelidir. Raporu hazırlayanlar duygusal olmamalı ve objektif olmalıdır. Kaza raporlarının bir nüshası mutlaka saklanmalı ve istendiği zaman üst makamlara verilmelidir.

İŞ KAZALARINDA YAPILMASI GEREKEN İDARİ İŞLEMLER



1- İş kazasına uğrayan personel derhal gerekli sağlık yardımları yapılır.

2- İşyeri kaza raporu düzenlenir. Şahitlerin ifadesi alınır.

3- Kaza jandarma veya polise derhal bildirilir.

4- Kaza ilgili Sigorta İl / sigorta Müdürlüğüne vizite kâğıdı ile en geç kazadan sonraki üç gün içinde bildirilir.

5- Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı bölge müdürlüğüne bildirim formu ile en geç üç iş günü içinde haber verilir.

6- Kaza ile ilgili bir dosya hazırlanır. Evraklar burada muhafaza edilir.

Dosyada ayrıca;

- İşçinin sigortalı işe giriş bildirgesi

- İşe giriş sağlık raporu

- Kaza tarihinden önceki dört aya ait ücret hesap pusulalarının sureti

- İşçi çizelgesi

- Eğitim belgesi ile diğer sertifikalar ve kişisel koruyucuları teslim belgeleri yer alır.

İŞYERİ KAZA BİLDİRİM FORMU

Düzenleme tarihi: … / …/ 20..

İş kazası sayısı: .../ .../ 20...

İŞYERİNİN BÖLGE MÜDÜRLÜĞÜ SİCİL NO

ÜNVANI

ADRESİ

İŞÇİ SAYISI Erkek: … Kadın: …. Stajer: …..

KAZA TARİHİ

KAZANIN MEYDANA GELDİĞİ BÖLÜM

KAZA GÜNÜNDE İŞBAŞI SAATİ

KAZANIN ORTAYA ÇIKARDIĞI TAHMİNİ ZARAR

KAZAZADE VEYA KAZAZADELERİN ADI SOYADI

SİGORTA SİCİL NO

DOĞUM TARİHİ

İŞE GİRİŞ TARİHİ

ESAS İŞİ

KAZA ANINDA YAPTIĞI İŞ

KAZA SONUCU ÖLÜ-YARALI SAYISI Ölü: Ağır yaralı Uzuv kayıplı Hafif yaralı .

KAZA SONUCU YARALANAN İŞÇİLERDEN RAPOR ALANLARIN SAYISI 1 Gün 2 Gün 3 Gün 3 Günden fazla veya açık rap. . .

ŞAHİTLERİN ADI VE SOYADI VE İMZASI İmza:

KAZANIN NEDENİ VE OLUŞ ŞEKLİ: İŞVEREN VEYA VEKİLİNİN ADI VE İMZASI

Not: İşverenler işyerlerinde meydana gelecek kazaları en geç kazadan sonraki 2 gün içinde yazı ile ilgili bölge Müdürlüğüne bildirmek zorundadır. Bu bildirimi zamanında yapmayanlara ……den az olmamak üzere ağır para cezası hükmolun. ( İş kanunu Md. 73-101 )



D-YANGIN

1-YANMA OLAYI: Yanma özelliğine sahip bir madde ile oksijenin verdiği reaksiyona yanma denir. Yanma olayının meydana gelebilmesi için üç unsura ihtiyaç vardır.

1-Isı

2-Oksijen

3-Yanıcı madde

Meydana gelen yanma olayından sonra yanmanın devamını engellemek için bu defa yanma özelliğine sahip maddenin veya oksijenin ortadan kaldırılması gerekir.

2- YANGINLARIN SINIFLANDIRILMASI

1-A SINIFI YANGINLAR: Kâğıt, odun, pamuk, çöp, saman gibi organik maddelerin yanmasından meydana gelir. Bu tip yangınlar su vb maddelerin soğutucu etkisinden yararlanarak söndürülür.

2-B SINIFI YANGINLAR: Sıvı kâğıt, yağ, boya, benzin, terebentin vb parlayıcı sıvıların yanmasından oluşur. Bu tip yangınlar hava ile teması keserek boğmak suretiyle söndürülür.

3-C SINIFI YANGINLAR: Elektrik teçhizatı ve ekipmanlardan çıkan yangınlardır. İletken olmayan söndürme cihazları kullanılır.

4-D SINIFI YANGINLAR: Yanabilen hafif metaller yangını; Alüminyum, magnezyum vb. maddeler.

YANGIN SÖNDÜRME METOTLARI

1-BOĞMA METODU: Yanan maddenin hava ile ilgisinin kesilmesi halinde yangın söner. Bunun için yangını kumla kimyevi madde vb ile örtmek gerekir. (B Sınıfı Yangınlar: (Boğma) Kum, toprak, köpüklü, karbonhidratlı ve kuru kimyasal tozlu cihazlarla yangın söndürülebilir.)

2-SOĞUTMA METODU: Tutuşarak yanan maddenin sıcaklığının su ile tutuşma sıcaklığının altına düşürülmesidir. (A Sınıfı Yangınlar: (Soğutma) Su, su esaslı cihazlar, kuru kimyevi tozlu cihazlar,)

3-C Sınıfı Yangınlar: (Yanıcı Maddenin Ortadan Kaldırılması) Önce yanıcı madde olan gaz musluğundan kapatılmalı, daha sonra etrafta tutuşturduğu ve yanmasına sebep olduğu maddelerin cinsine uygun söndürme uygulanmalıdır. (Örneğin: soğutma, boğma gibi.)

4-D Sınıfı Yangınlar: (Kimyasal Reaksiyon Sonucu söndürme) (Özel) Yanan metale uygun kimyasal söndürme maddesi kullanılmalıdır.

YANGINLARA KARŞI ALINACAK TEDBİRLER

İŞYERLERİNDE

1-Elektrik tesisatı kurallara uygun olmalıdır.

2-İş başında sigara içilmemeli ve kibrit çakmak kullanılmamalıdır.

3-Yüksek ısı ile çalışılan yerlerde parlayıcı maddeler özel yerlerde muhafaza edilmelidir.

4-Sıcaklığın yüksek olduğu yerlerde kolay tutuşan maddeler bulunmamalıdır

5-Gerekirse klima kullanılmalıdır

6-Gerekirse otomatik yangın söndürme cihazları kullanılmalıdır

7-Personel hemen tahliye edilmelidir


BİNALARDA

1- Eşyalar uygun şekilde yerleştirilmelidir 2- Yangın merdiveni olmalıdır.

2- Alarm tesisatı olmalıdır

3- Kaçma yolları olmalıdır.

4- Yangın söndürme cihazları mutlaka bulundurulmalıdır

5- Yangın itfaiyeye haber verilmelidir

6- İnsanlar hemen tahliye edilmelidir

YANGIN SÖNDÜRME ARAÇ VE GEREÇLERİ

A-Klasik Tip Yangın Söndürme Cihazları:

Su kovaları, kum kovaları, Branda veya battaniye, Kürek, kazma, Balta Su ve kum kovaları sürekli dolu bulunmalıdır. Kürek kazma balta gibi araçlar sağlam olmalıdır. Bu gereçlerin bulunduğu yer kırmızı ile boyanmalıdır, Görülür bir yerde olmalıdır.

B-Kimyasal Tip Yangın Söndürme Cihazları:

1-Soda Asitli Yangın Söndürme Cihazları: Etken madde olarak Sodyum bikarbonatın Sudaki çözeltisi bulunur. Ana gövdeye konan bu çözelti içine içinde değişik sülfat asidi bulunan bir cam şişe daldırılmıştır. Cihazın üzerinde serbestçe hareket eden bir tapa vardır. Cihaz baş aşağı getirilince cam şişe kırılarak asit sodyum bikarbonat çözeltisi içinde dağılır ve meydana gelen karbondioksit gazının yaptığı basınç ile yana yere püskürtülür. A sınıfı yangınlarda kullanılır.

2-Köpüklü Tip Yangın Söndürme Cihazı:

Cihaz içine yeteri kadar sodyum bikarbonat çözeltisi konur. İç tüp ise alüminyum sülfat çözeltisi ile doludur. Kullanma sırasında ters çevrilip yere vurulunca tüp kırılır ve bir taraftan CO2 diğer taraftan köpük çıkar. Gazın sıvı üstüne yaptığı basınç yardımı ile köpük yangına püskürtülür. B sınıfı yangınlarda kullanılması tavsiye edilir.

3-Karbon Tetraklorürlü Yangın Söndürme Cihazı: Yangına karbon tetraklorür tatbik edildiği zaman oksijenle irtibatı kesilir Pompalı ve statik basınçlı olanları vardır.

4-Basınç Altında Sıvı CO2 Lif Yangın Söndürme Cihazı: Cihazın içine sıvı CO2 altta ve gaz CO2 üstte gelecek şekilde konur. Vana açılınca gazın basıncı ile sıvı dışarı hareket eder. Dışarı çıkınca sıvı halden katı hale geçer. Kar meydana gelir. B ve C tipi yangınlarda kullanılır.

5-Kuru Tip Yangın Söndürme Cihazları:

Cihazın içinde söndürücü kuru kimyasal madde ve püskürtmeyi sağlayan içinde CO2 veya azot gazı bulunan yardımcı tüpten meydana gelir. Vana açılınca gaz basınç yaparak toz maddeyi püskürtür. B ve C sınıfı yangınlarda kullanılır.

Binalarda devamlı şehir suyuna bağlı yangın tesisatları da vardır. Bazı durumlarda bina dışına itfaiyenin hortum bağlayabileceği ve basınç azalmasında devreye sokabileceği iki ağız bırakılır. Bazı resmi ve özel binalarda otomatik yangın söndürücüler vardır.

ÇEVRE KORUMA

A-SEKTÖREL ÇEVRE SORUNLARI

Tüm dünya ülkelerine bakıldığında tespit edilen başlıca çevre sorunları şunlardır:

- Endüstriyel ülkeler karbondioksit yaparak çevreyi önemli ölçüde kirletmektedirler.

- Çevre kirliliği, bilinçsizce ve plansızca avlanma vs. nedenler dolayısıyla biyolojik türlerin giderek azaldığı görülmektedir.

- Dünyada her yıl ormanların azaldığı gözlemlenmektedir.

- Endüstriyel atıklar sonucu denizler, nehirler kirlenmektedir.

- Özellikle büyük şehirlerde motorlu taşıtlardan çıkan zehirli gazlar çevreyi ve insan sağlığını tehdit edecek boyutlara ulaşmıştır.

- Bazı ülkelerde ısınma amacıyla kullanılan kömür vs. yakıtlar hava kirliliği sorununu ortaya çıkarmaktadır.

- Plansız şehirleşme, yapılaşma ve göç gibi sorunlar dolayısıyla çevre kirliliği her geçen gün daha da artmaktadır.

- Sahil yerlerinin plansız – programsız yapılaşmaya açılması ve kaçak yapılara göz yumulması doğanın katledilmesi anlamına gelmektedir.

- Topraklarını “milli koruma” altına alan ülke sayısının çok fazla olmaması da doğa ve çevrenin tahrip edilmesine neden olmaktadır.

Öte yandan, topraklarının bir kısmını “milli koruma” alanı içine almış olan ülkelerde ise bakımsızlık ve ilgisizlik, bu alanlardan arzu edilen şekilde yararlanılmasını engellemektedir.

- Sanayileşme ile enerji kullanımı doğru orantılıdır. Enerji tüketiminin artması da ister istemez doğa ve çevre sorunlarını gündeme getirmektedir.

- Sanayileşme ve şehirleşme sonucunda sera gazlarının artması neticesinde atmosfer ısınmakta, bu da iklimlerde önemli değişikliklere neden olmaktadır. Aşırı sıcaklık, aşırı soğuk, buzulların erimesi, seller vs. gelişmeler, iklimbilimcilere göre sera gazlarının artması neticesinde ortaya çıkmaktadır.

- Yeryüzündeki aşırı ultraviole ışınlar dolayısıyla ozon tabakasının her geçen gün giderek inceldiği görüşü bilim adamlarınca öne sürülmektedir. Sanayileşme ile birlikte kullanılan çeşitli gazlar ozon tabakası üzerinde olumsuz etkiler ortaya çıkarmaktadır.

Özetle, dünyada özellikle sanayileşme, şehirleşme vs. nedenler dolayısıyla her geçen gün çevre sorunları artmaktadır. Tüm bu sorunlar insanları vazgeçemeyecekleri ekonomik kalkınma ve çevrenin nasıl bir arada ve uyum içerisinde sürdürüleceği konusunda daha fazla düşünmeye zorlamaktadır.

Yukarıda da belirttiğimiz gibi “sürdürülebilir kalkınma” ve “sürdürülebilir yaşam”, üzerinde son derece hassasiyetle eğilmemiz gereken konulardır.

B- HAVA KİRLİLİĞİ

HAVA
Hava, insan ve canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir. Yerküreyi saran gaz kütleye atmosfer adı verilmektedir. Atmosferdeki hava tabakasının kalınlığı 150 km. Bunun sadece 5 km'si canlıların yaşamasına elverişlidir. Yeryüzünden uzaklaştıkça hava tabakasının yoğunluğu azalır.



Atmosfer, yerkürenin etrafında adeta düzenleyici ve koruyucu bir örtü şeklindedir. Havada yaklaşık olarak;



Azot %78,

Oksijen %21,

Karbondioksit ve asal gazlar %1 oranında bulunur.

Havada bulunan gazları üç grupta toplayabiliriz:

1- Havada devamlı bulunan ve çoğunlukla miktarları değişmeyen gazlar. (azot, oksijen ve diğer asal gazlar)

2- Havada devamlı bulunan ve miktarları azalıp çoğalan gazlar (karbondioksit, su buharı, ozon)

3- Havada her zaman bulunmayan gazlar (kirleticiler)

HAVA KİRLİLİĞİ

Hava kirliliği; canlıların sağlığını olumsuz yönde etkileyen ve/veya maddi zararlar meydana getiren havadaki yabancı maddelerin, normalin üzerindeki miktar ve yoğunluğa ulaşmasıdır.



Bir başka deyişle hava kirliliği; havada katı, sıvı ve gaz şeklindeki yabancı maddelerin insan sağlığına, canlı hayatına ve ekolojik dengeye (çevre dengesi) zarar verecek miktar, yoğunluk ve sürede atmosferde bulunmasıdır. İnsanların çeşitli faaliyetleri sonucu meydana gelen üretim ve tüketim aktiviteleri sırasında ortaya çıkan atıklarla hava tabakası kirlenerek, yeryüzündeki canlı hayatı olumsuz yönde etkilenmektedir.



Hava kirliliğini kaynaklarına göre 3'e ayırabiliriz;



1 - Isınmadan Kaynaklanan Hava Kirliliği:

Ülkemizde özellikle ısınma amaçlı, düşük kalorili ve kükürt oranı yüksek kömürlerin yaygın olarak kullanılması ve yanlış yakma tekniklerinin uygulanması hava kirliliğine yol açmaktadır.



2 - Motorlu Taşıtlardan Kaynaklanan Hava Kirliliği:

Nüfus artışı ve gelir düzeyinin yükselmesine paralel olarak, sayısı hızla artan motorlu taşıtlardan çıkan egzoz gazları, hava kirliliğinde önemli bir faktör oluşturmaktadır.



3 - Sanayiden Kaynaklanan Hava Kirliliği:

Sanayi tesislerinin kuruluşunda yanlış yer seçimi, çevre korunması açısından gerekli tedbirlerin alınmaması (baca filtresi, arıtma tesisi olmaması vb.), uygun teknolojilerin kullanılmaması, enerji üreten yakma ünitelerinde vasıfsız ve yüksek kükürtlü yakıtların kullanılması, hava kirliliğine sebep olan etkenlerin başında gelmektedir.



HAVA KİRLİLİĞİNİN ETKİLERİ

Kirli hava, insanlarda solunum yolu hastalıklarının artmasına sebep olmaktadır. Örneğin; kurşunun kan hücrelerinin gelişmesini ve olgunlaşmasını engellediği, kanda ve idrarda birikerek sağlığı olumsuz yönde etkilediği, karbon monoksit (CO)'in ise, kandaki hemoglobin ile birleşerek oksijen taşınmasını aksattığı bilinmektedir. Bununla birlikte kükürt dioksit (SO2)'in, üst solunum yollarında keskin, boğucu ve tahriş edici etkileri vardır. Özellikle duman akciğerden alveollere kadar girerek olumsuz etki yapmaktadır. Ayrıca kükürt dioksit ve ozon bitkiler için zararlı olup; özellikle ozon, ürün kayıplarına sebep olmakta ve ormanlara zarar vermektedir.



Sanayi, endüstri ve ısınmada kullanılan fosil yakıtlar ile ormanların tahribi ve arazi değişmesi sonucu, atmosferdeki karbondioksit miktarının %5 oranında arttığı tespit edilmiştir. Bunun ise küresel ısınmaya yol açabileceği öngörülmektedir.



HAVA KİRLİLİĞİNİ ÖNLEMEK İÇİN ALINABİLECEK TEDBİRLER:

Sanayi tesislerinin bacalarına filtre takılması sağlanmalı,

Evleri ısıtmak için yüksek kalorili kömürler kullanılmalı, her yıl bacalar ve soba boruları temizlenmeli,

Pencere, kapı ve çatıların izolasyonuna önem verilmeli,

Kullanılan sobaların TSE belgeli olmasına dikkat edilmeli,

Doğalgaz kullanımı yaygınlaştırılarak, özendirilmeli,

Kalorisi düşük olan ve havayı daha çok kirleten kaçak kömür kullanımı engellenmeli,

Kalorifer ve doğalgaz kazanlarının periyodik olarak bakımı yapılmalı,

Kalorifercilerin ateşçi kurslarına katılımı sağlanmalı,

Yeni yerleşim yerlerinde merkezi ısıtma sistemleri kullanılmalı,

Yeşil alanlar arttırılmalı, imar planlarındaki hava kirliliğini azaltıcı tedbirler uygulamaya konulmalı,

Toplu taşım araçları yaygınlaştırılmalı,

Bütün bu etkenlerin yanında; atıkların uygun olmayan tesislerde yakılarak bertaraf edilmesinin önlenmesi, sanayi tesisi yer seçiminin yerleşim alanları dışında ve hâkim rüzgârlar dikkate alınarak yapılması, imar planlarında bu alanların çevresinde yapılaşmaların önlenmesi ve araçların egzoz emisyon ölçümlerinin periyodik olarak yapılması sağlanmalı, bununla birlikte; alternatif enerji kullanan motorlu taşıtlar geliştirilmeli ve özendirilmelidir. (LPG vb.)



C-SU KİRLİLİĞİ



SU: Su canlıların yaşaması için hayati öneme sahiptir. En küçük canlı organizmadan en büyük canlı varlığa kadar, bütün biyolojik yaşamı ve bütün insan faaliyetlerini ayakta tutan sudur. Dünyamızın %70'ini kaplayan su, bedenimizin de önemli bir kısmını oluşturmaktadır. Ancak yeryüzündeki su kaynaklarının yaklaşık %0,3’ü kullanılabilir ve içilebilir özelliktedir.



Dünya nüfusunun %40'ını barındıran 80 ülke şimdiden su sıkıntısı çekmektedir. 1940–1980 yılları arasında su kullanımı iki katına çıkmıştır. Nüfusun hızla artması, buna karşılık su kaynaklarının sabit kalması sebebiyle su ihtiyacı her geçen gün artmaktadır.



Dünyadaki mevcut suyun hacmi 141 milyar m³’tür. Bu miktar dünya yüzeyini 3 km. kalınlığında bir tabaka halinde sarabilecek büyüklüktedir.



Bu suyun % 98'i okyanuslarda ve iç denizlerde bulunmakta, fakat tuzlu olduğu için, içme suyu olarak kullanıma, sulamaya ve endüstriyel kullanıma uygun değildir. Dünyadaki suların ancak %2,5’i tatlı sudur. Bunun da %87'si buzullarda, toprakta, atmosferde, yeraltı sularında bulunur ve kullanılamaz durumdadır.



İnsanoğlu, su ihtiyacını yüzeysel sular ve yeraltı su kaynaklarından temin etmektedir. Tatlı suların en önemli kaynağı yağışlardır. Küresel yıllık yağış 500 bin m³ olup, her yıl yeryüzüne inen yağış aynı miktardadır.



Ülkemizde ise tatlı su kaynakları oldukça sınırlıdır ve ihtiyaca ancak cevap vermektedir. Türkiye'nin kullanılabilir su potansiyeli 110 milyar m³ olup, bunun %16'sı içme ve kullanmada, %72'si tarımsal sulamada, %12'si de sanayide tüketilmektedir.



TÜRKİYE’NİN MEVCUT SU POTANSİYELİNİN KULLANIM ORANLARI;

Kişi başına düşen su kullanımı, toplumun gelişmişlik seviyesiyle doğru orantılıdır. Gelişmiş ülkelerde bu oran oldukça yüksek olmasına rağmen, gelişmekte olan ülkelerde ise düşüktür. (ABD'de 1692 m³, Avrupa'da 726 m³, Afrika'da 244 m³’tür.)



Dünyanın yıllık yağış ortalaması 1000 mm olup, Türkiye'nin yıllık yağış ortalaması ise 643 mm. dır.



Türkiye su kıtlığı çeken ülkeler arasında yer almamakla birlikte, hızlı nüfus artışı, kirlenme ve yıllık yağış ortalamasının dünya ortalamasından düşük olması; mevcut kaynakların daha dikkatli kullanılmasını ve kirlenmeye karşı gerekli tedbirlerin bir an önce alınmasını gerektirmektedir.

SU KİRLİLİĞİ



İnsan ve canlı yaşamı için hayati öneme sahip olan su kullanılabilir olması için tehlikeli kimyasallardan ve bakterilerden temizlenmiş olması gereklidir. Ayrıca derelerden ırmaklardan ve göllerden alınarak yerleşim yerlerindeki insanların kullanımına sunulan su belirli standartlara uymak zorundadır. Aksi durumda kullanılması tehlikeli sonuçlar doğurabilmektedir. Günümüzde teknolojinin gelişmesi, nüfus artışı gibi etkenlerden dolayı su kaynakları olan dereler, göller ve yeraltı suları aşırı kirlenme ile yüz yüze kalmaktadır. Yerleşim yerlerinin (şehir, kasaba, vs.) ve fabrikaların atık suları derelere veya göllere bağlanmaktadır.



Atık sulardaki kimyasal maddeler ve organik bileşikler suda çözünmüş olan oksijenin miktarının azalmasına sebep olur. Bu da suda yaşayan bitki ve hayvanların ölüm oranlarını artırmaktadır. Bu tür sular daha koyu renge ve pis kokuya sahiptirler. Hatta bazı göller veya derelerde aşırı kirlenme sonucu canlı yaşamı sona ermiş ve içerisinde atıklardan meydana gelen adacıklar oluşmuştur.



Çiftçiler tarafından daha verimli ürün elde edebilmek için kullanılan gübreler, yağmur gibi etkenlerle yeraltı ve yerüstü sularına karışmaktadır. Yüksek oranda nitrat (NO–3) ve fosfat (PO4–3) içeren gübreler suya karıştığında suda yosunların daha fazla üremesini sağlar bu da yosunların diğer canlılardan daha fazla oksijen kullanmasına sebep olur ve diğer canlıları tehdit eder. Bu tür sularda pis kokulu ve kötü tatlı olurlar.



Benzer olarak deterjanlar ve tarım ilaçları da su kaynaklarını önemli ölçüde kirletmekte olup canlı hayatını tehdit etmektedir. Ancak, bu kullanılan maddeler bakteriler tarafından parçalanabilir hâle getirilebilirse, kirlenme oranı azaltılabilir.



Radyoaktif atıklarda gün geçtikçe tehlike oluşturmaktadır. Bu atıklar belirli şartlarda saklanmaktadır. Fakat bazı durumlarda kaza ile veya bilinçsiz bir uygulama ile tabiata ve yeraltı sularına karışmaktadır. Radyoaktif atıklar tarafından yayılan radyasyon ise canlılarda kanser ve mutasyonlara sebep olmaktadır.





Fabrikalar genellikle dere veya göl kenarlarına kurulurlar çünkü soğutma ve diğer işlemler için suya ihtiyaç vardır. Soğutma amaçlı kullanılan dere veya göl suyu kimyasal olarak kirlenmeden tekrar göle veya dereye döner. Fakat bu su biraz ısınmış olur. Meselâ, yaz aylarında fabrikaya yakın suların sıcaklığı 25°C civarındadır. Sudaki sıcaklık artışının iki kötü sonucu vardır. Birincisi, ısınan su içerisinde, çözülen oksijen miktarı azalır. İkinci sonuç ise, sıcaklık artışı ile sudaki maddelerin çürüme ve bozunma hızları artar. Bunun sonucu olarak çürüme de sudaki oksijeni tükettiği için, sudaki oksijen miktarı daha fazla azalır. Suda çözünen oksijen miktarının azalması su altı hayatını tehdit eder.



Doğal dengeyi bozan ve su kaynaklarını kirleten etkenleri ortadan kaldırmak için son yıllarda yoğun çalışmalar yapılmaktadır. Yerleşim yerlerinin atık suları arıtma istasyonlarından geçirildikten sonra tabii su kaynaklarına verilmekte, fabrikalara filtre ve arıtma tesisleri konmakta, tabiata zarar vermeyecek yeni ürünler elde edilmektedir. Bütün bunların yanında insanlar çevreyi koruma adına bilinçlendirilmektedir. Çünkü insanlar artık şunun farkına varmıştır. Dünya bir tanedir ve onu koruyacak yine insanlardır.



Kaynak: Kimya 1, Sürat yayınları, Altın seri, Necdet Çelik, Ali Rıza Erdem, Ayhan Nazlı, Varol Gürler, Hulusi Patlı, Hasan Karabük, 1997, İstanbul



D-TOPRAK KİRLİLİĞİ

TOPRAK: Hava ve su gibi, canlıların yaşaması için vazgeçilmez unsurlardan bir diğeri de topraktır. Toprak, bitki örtüsünün beslendiği kaynakların ana deposudur.



Toprağın üst tabakası insanların ve diğer canlıların beslenmesinde temel kaynak teşkil etmektedir. Bir gram toprağın içerisinde milyonlarca canlı bulunmakta ve ekosistemin devamı için bunların hepsinin ayrı önemi bulunmaktadır. Toprağın verimliliğini sağlayan ve humusça zengin olan toprağın 1 cm’lik üst tabakasıdır.



Dünyadaki toprakların ancak 1/10'inde üretim yapılabilmektedir. Ülkemizin arazi varlığının ise yaklaşık %36'sı işlenmekte, %28'i çayır ve mera, %30'u orman ve fundalık olup, geriye kalan bölümü diğer araziler içinde yer almaktadır. Ekilebilir arazinin ancak %11'i sulanabilmektedir.



Toprak en önemli doğal kaynaklardan birisi olup; tarım dışı amaçlarla kullanılması, ağır metallerle kirlenmesi ve erozyon sonucu oluşan etkilerle kayıplara uğramakta ve verim düşmektedir. Kaybedilen toprakların yeniden kazanılması çok zordur.



1 cm. kalınlıkta ki toprak ancak birkaç yüzyılda oluşabilmektedir.



TOPRAK KİRLİLİĞİ

Yirminci asrın başından itibaren modern tarıma geçilmesi ve sanayileşmenin hızlanması ile birlikte, toprak kirliliği de bir çevre sorunu olarak ortaya çıkmaya başlamıştır. Daha önceki asırlarda kullanılan güç ve enerji kaynaklarının yetersiz olması, nüfusun azlığı, endüstrileşmenin henüz gelişmemesi sebebiyle diğer çevre faktörlerinde olduğu gibi toprakta da herhangi bir kirlenme söz konusu değildi. Özellikle yirminci yüzyılın ortalarına doğru hızlı nüfus artışı ile birlikte, tarım ve diğer alanlardaki sanayi ve teknolojinin hızla gelişmesine paralel olarak toprak kirliliği de artmaya başlamıştır. Toprak kirliliği her geçen gün daha da ciddi boyutlara ulaşan önemli çevre problemlerinden birisini teşkil etmektedir.



TOPRAK KİRLİLİĞİNE SEBEP OLAN FAKTÖRLER;

Yerleşim alanlarından çıkan atıklar, egzoz gazları, endüstri atıkları, tarımsal mücadele ilaçları ve kimyasal gübreler toprak kirliliğine sebep olan en önemli etkenlerdir.



Yerleşim alanlarından çıkan çöplerin boşaltıldığı alanlar ile kanalizasyon şebekelerinin arıtılmaksızın doğrudan toprağa verildiği alanlarda toprak kirliliği meydana gelmektedir.



Egzoz gazları, ozon, karbon monoksit, kükürt dioksit, kurşun ve kadmiyum vs. gibi zehirli maddeler havaya yayılmakta ve solunum yolu ile büyük bir kısmı canlılar tarafından alınmaktadır. Geriye kalanı ise, rüzgârlar ile uzak mesafelere taşınmakta ve yağışlarla yere inerek, toprak ve suları kirletmektedir.



Toprak kirliliğine sebep olan diğer bir faktör de tarımsal mücadele ilaçları ve suni gübrelerdir. Tarımsal mücadele ilaçlarının bilinçsiz ve aşırı kullanımı sonucu, toksik maddelerin toprakta birikimi artmakta ve doğal ortamın kirlenmesine sebep olmaktadır.



Sodyum, fosfor, potasyum, kalsiyum, magnezyum, demir, çinko, bakır, mangan, bor gibi besin maddelerini içeren suni gübreler de aşırı ve bilinçsiz kullanım sonucu toprağın yapısını bozmakta ve toprak kirliliğine yol açmaktadır.



Endüstri tesislerinden çıkan ve arıtılmaksızın havaya, suya ve toprağa verilen atıklar çevreyi kirletmektedir. Ayrıca; ormanların insanlar tarafından tahrip edilmesi, yakılarak tarla açılması, tarım topraklarının hatalı işlenmesi, mera ve çayırların bilinçsiz kullanımı, aşırı otlatma vb. sebeplerle oluşan toprak erozyonu, bugün dünyanın birçok bölgesinde olduğu gibi ülkemizde de en önemli çevre sorunlarından biri olarak karşımıza çıkmaktadır.


E-GÜRÜLTÜ KİRLİLİĞİ



GÜRÜLTÜ: İnsanlar üzerinde olumsuz etki yapan ve hoşa gitmeyen seslere gürültü denir. Özellikle büyük kentlerimizde gürültü yoğunlukları oldukça yüksek seviyede olup, Dünya Sağlık Örgütü'nce belirlenen ölçülerin üzerindedir.



Gürültü Kirliliği

Kent gürültüsünü artıran sebeplerin başında trafiğin yoğun olması, sürücülerin yersiz ve zamansız klakson çalmaları ve belediye hudutları içerisinde bulunan endüstri bölgelerinden çıkan gürültüler gelmektedir. Meskenlerde ise televizyon ve müzik aletlerinden çıkan yüksek sesler, zamansız yapılan bakım ve onarımlar ile bazı işyerlerinden kaynaklanan gürültüler insanların işitme sağlığını ve algılamasını olumsuz yönde etkilemekte, fizyolojik ve psikolojik dengesini bozmakta, iş verimini azaltmaktadır.



Gürültünün insan üzerindeki etkilerini 4’e ayırabiliriz:

1.Fiziksel Etkileri: Geçici veya sürekli işitme bozuklukları.

2.Fizyolojik Etkileri: Kan basıncının artması, dolaşım bozuklukları, solunumda hızlanma, kalp atışlarında yavaşlama, ani refleks.

3.Psikolojik Etkileri: Davranış bozuklukları, aşırı sinirlilik ve stres.

4.Performans Etkileri: İş veriminin düşmesi, konsantrasyon bozukluğu, hareketlerin yavaşlaması.

Gürültüye maruz kalma süresi ve gürültünün şiddeti, insana vereceği zararı etkiler. Endüstri alanında yapılan araştırmalar göstermiştir ki; işyeri gürültüsü azaltıldığında işin zorluğu da azalmakta, verim yükselmekte ve iş kazaları azalmaktadır.



Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı verilerine göre; meslek hastalıklarının %10'u, gürültü sonucu meydana gelen işitme kaybı olarak tespit edilmiştir. Meslek hastalıklarının pek çoğu tedavi edilebildiği halde, işitme kaybının tedavisi yapılamamaktadır.

Bazı Gürültü Türlerinin Desibel Dereceleri ve Psikolojik Etkileri

Gürültü Türü Db Derecesi Psikolojik Etkisi

Uzay Roketleri 170 Kulak ağrısı, sinir hücrelerinin bozulması

Canavar Düdükleri 150 Kulak ağrısı, sinir hücrelerinin bozulması

Kulak dayanma sınırı 140 Kulak ağrısı, sinir hücrelerinin bozulması

Makineli delici 120 Sinirsel ve psikolojik bozukluklar (III. Basamak)

Motosiklet 110 Sinirsel ve psikolojik bozukluklar (III. Basamak)

Kabare Müziği 100 Sinirsel ve psikolojik bozukluklar (III. Basamak)

Metro gürültüsü 90 Psikolojik belirtiler (II. Basamak)

Tehlikeli bölge 85 Psikolojik belirtiler (II. Basamak)

Çalar Saat 80 Psikolojik belirtiler (II. Basamak)

Telefon zili 70 Psikolojik belirtiler (II. Basamak)

İnsan sesi 60 Psikolojik belirtiler (I.Basamak)

Uyku gürültüsü 30 Psikolojik belirtiler (I.Basamak)


Çeşitli Kullanım Alanlarının Kabul Edilebilir Üst Gürültü Seviyeleri

Kullanım Alanı Ses basıncı düzeyi(gündüz)

dBA

Dinlenme Alanları

Tiyatro Salonları 25

Konferans Salonları 30

Otel Yatak Odaları 30

Otel Restoranları 35

Sağlık Yapıları

Hastaneler 35

Konutlar

Yatak Odaları 35

Oturma Odaları 60

Servis Bölümleri (mutfak, banyo) 70

Eğitim Yapıları

Derslikler, Laboratuarlar 45

Spor Salonu, Yemekhaneler 60

Endüstri Yapıları

Fabrikalar (küçük) 70

Fabrikalar (büyük) 80



Gürültüyü Azaltmak İçin Alınabilecek Tedbirler:

• Hava alanlarının, endüstri ve sanayi bölgelerinin yerleşim bölgelerinden uzak yerlerde kurulması,

• Motorlu taşıtların gereksiz korna çalmalarının önlenmesi,

• Kamuoyuna açık olan yerler ile yerleşim alanlarında elektronik olarak sesi yükseltilen müzik aletlerinin çevreyi rahatsız edecek seviyede olmasının önlenmesi,

• İşyerlerinde çalışanların maruz kalacağı gürültü seviyesinin en aza (Gürültü Kontrol Yönetmeliğinde belirtilen sınırlara) indirilmesi,

• Yerleşim yerlerinde ve binaların içinde gürültü rahatsızlığını önlemek için yeni inşa edilen yapılarda ses yalıtımı sağlanması,

• Radyo, televizyon ve müzik aletlerinin evlerde rahatsızlık verecek seviyede seslerinin yükseltilmemesi gerekmektedir.

F-ENERJİ

BİYOGAZ

BİYOGAZ ÜRETİMİNİN YARARLARI

Hayvansal ve bitkisel organik atık/artık maddeler, çoğunluklaya doğrudan doğruya yakılmakta veya tarım topraklarına gübre olarak verilmektedir. Bu tür atıkların özellikle yakılarak ısı üretiminde kullanılması daha yaygın olarak görülmektedir.



Bu şekilde istenilen özellikte ısı üretilemediği gibi, ısı üretiminden sonra atıkların gübre olarak kullanılması da mümkün olmamaktadır. Biyogaz teknolojisi ise organik kökenli atık/artık maddelerden hem enerji eldesine hem de atıkların toprağa kazandırılmasına imkân vermektedir.

Genel Olarak Biyogaz;

o Ucuz - çevre dostu bir enerji ve gübre kaynağıdır.

o Atık geri kazanımı sağlar.

o Biyogaz üretimi sonucu hayvan gübresinde bulunabilecek yabancı ot tohumları çimlenme özelliğini kaybeder.

o Biyogaz üretimi sonucunda hayvan gübresinin kokusu

hissedilmeyecek ölçüde yok olmaktadır.

o Hayvan gübrelerinden kaynaklanan insan sağlığını ve

yeraltı sularını tehdit eden hastalık etmenlerinin büyük oranda etkinliğinin kaybolmasını sağlamaktadır.

o Biyogaz üretiminden sonra atıklar yok olmamakta üstelik çok daha değerli bir organik gübre haline dönüşmektedir.

Türkiye'nin Hayvansal Atık Potansiyeline Karşılık Gelen Üretilebilecek Biyogaz Miktarı ve Taşkömürü Eşdeğeri (*)

Hayvan Cinsi Hayvan Sayısı

(Adet) Yaş Gübre Miktarı

(Ton/Yıl) Biyogaz Miktarı (M3/Yıl) Taş Kömürü Eşdeğeri (Ton/Yıl)

Sığır 11.054.000 40.347.100 994.860.000 710613

Koyun-Keçi 38.030.000 26.621.000 1.901.500.000 1358215

Tavuk-Hindi 243.510.453 5357207 487.020.906 347871

Toplam 292.594.453 72.325.307 1.672.030.906 2416699

TOPLAM BİYOGAZ MİKTARI: 1,67 milyar m3/yıl

(*) Fermantör içi sıcaklığın 18 °C olması durumunda

Optimum fermantör sıcaklığında çalışılması durumunda bu potansiyelin 2,2-3,3 milyar m3/yıl arasında olması teorik olarak mümkün görünmektedir.

HAYVANSAL KAYNAKLARDAN ELDE EDİLEBİLECEK ORTALAMA


GÜBRE VE BİYOGAZ MİKTARLARI

Hayvan ağırlığı bazında üretilebilecek günlük ve yıllık yaş gübre miktarları aşağıda verilmiştir;

- Büyükbaş hayvan canlı ağırlığın % 5-6'sı kg-yaş gübre/gün

- Koyun-Keçi canlı ağırlığının % 4-5'sı kg-yaş gübre/gün

- Tavuk canlı ağırlığının % 3-4'sı kg-yaş gübre/gün

Diğer bir yaklaşımla;

- 1 adet büyükbaş hayvan 3,6 ton/yıl yaş gübre

- 1 adet küçükbaş hayvan 0,7 ton/yıl yaş gübre

- 1 adet kümes hayvanı 0,022 ton/yıl yaş gübre dir.

Bu değerlerden yola çıkarak;

- 1 ton sığır gübresi 33 m3/yıl biyogaz

- 1 ton kümes hayvanı gübresi 78 m3/yıl biyogaz

- 1 ton koyun gübresi 58 m3/yıl biyogaz üretilebilir.

GÜNEŞ ENERJİSİ

GÜNEŞ ENERJİSİ POTANSİYELİ

Ülkemiz, coğrafi konumu nedeniyle sahip olduğu güneş enerjisi potansiyeli açısından birçok ülkeye göre şanslı durumdadır. Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğünde (DMİ) mevcut bulunan 1966–1982 yıllarında ölçülen güneşlenme süresi ve ışınım şiddeti verilerinden yararlanarak EİE tarafından yapılan çalışmaya göre Türkiye'nin ortalama yıllık toplam güneşlenme süresi 2640 saat (günlük toplam 7,2 saat), ortalama toplam ışınım şiddeti 1311 KWH/m²-yıl (günlük toplam 3,6 KWH/m²) olduğu tespit edilmiştir. Aylara göre Türkiye güneş enerji potansiyeli ve güneşlenme süresi değerleri ise Tablo-1'de verilmiştir.


Tablo–1 Türkiye'nin Aylık Ortalama Güneş Enerjisi Potansiyeli

Kaynak: EİE Genel Müdürlüğü

AYLAR AYLIK TOPLAM GÜNEŞ ENERJİSİ

(Kcal/cm2-ay) (KWH/m2-ay) GÜNEŞLENME SÜRESİ

(Saat/ay)

OCAK 4,45 51,75 103,0

ŞUBAT 5,44 63,27 115,0

MART 8,31 96,65 165,0

NİSAN 10,51 122,23 197,0

MAYIS 13,23 153,86 273,0

HAZİRAN 14,51 168,75 325,0

TEMMUZ 15,08 175,38 365,0

AĞUSTOS 13,62 158,40 343,0

EYLÜL 10,60 123,28 280,0

EKİM 7,73 89,90 214,0

KASIM 5,23 60,82 157,0

ARALIK 4,03 46,87 103,0

TOPLAM 112,74 1311 2640

ORTALAMA 308,0 cal/cm2-gün 3,6 kWh/m2-gün 7,2 saat/gün

HİDROJEN

Hidrojen 1500'lü yıllarda keşfedilmiş, 1700'lü yıllarda yanabilme özelliğinin farkına varılmış, evrenin en basit ve en çok bulunan elementi olup, renksiz, kokusuz, havadan 14,4 kez daha hafif ve tamamen zehirsiz bir gazdır. Güneş ve diğer yıldızların termonükleer tepkimeye vermiş olduğu ısının yakıtı hidrojen olup, evrenin temel enerji kaynağıdır. -252.77 C°ıda sıvı hale getirilebilir. Sıvı hidrojenin hacmi gaz halindeki hacminin sadece 1/700'ü kadardır. Hidrojen bilinen tüm yakıtlar içerisinde birim kütle başına en yüksek enerji içeriğine sahiptir (Üst ısıl değeri 140,9 MJ/kg, alt ısıl değeri 120,7 MJ/kg). 1 kg hidrojen 2,1 kg doğal gaz veya 2,8 kg petrolün sahip olduğu enerjiye sahiptir. Ancak birim enerji başına hacmi yüksektir.

Hidrojen doğada serbest halde bulunmaz, bileşikler halinde bulunur. En çok bilinen bileşiği ise sudur.

Isı ve patlama enerjisi gerektiren her alanda kullanımı temiz ve kolay olan hidrojenin yakıt olarak kullanıldığı enerji sistemlerinde, atmosfere atılan ürün sadece su ve/veya su buharı olmaktadır. Hidrojen petrol yakıtlarına göre ortalama 1.33 kat daha verimli bir yakıttır.

Hidrojenden enerji elde edilmesi esnasında su buharı dışında çevreyi kirletici ve sera etkisini artırıcı hiçbir gaz ve zararlı kimyasal madde üretimi söz konusu değildir.

Hidrojen gazı farklı yöntemlerle elde edildiği gibi su, güneş enerjisi veya onun türevleri olarak kabul edilen rüzgâr, dalga ve biokütle ile de üretilebilmektedir.

Araştırmalar, mevcut koşullarda hidrojenin diğer yakıtlardan yaklaşık üç kat pahalı olduğunu ve yaygın bir enerji kaynağı olarak kullanımının hidrojen üretiminde maliyet düşürücü teknolojik gelişmelere bağlı olacağını göstermektedir. Bununla birlikte, günlük veya mevsimlik periyotlarda oluşan ihtiyaç fazlası elektrik enerjisinin hidrojen olarak depolanması günümüz için de geçerli bir alternatif olarak değerlendirilebilir. Bu tarzda depolanan enerjinin yaygın olarak kullanılabilmesi -örneğin toplu taşım amaçları için yakıt piline dayalı otomotiv teknolojilerinin geliştirilmesine bağlıdır.

HİDROJEN ENERJİSİ

Dünyanın giderek artan enerji gereksinimini çevreyi kirletmeden ve sürdürülebilir olarak sağlayabilecek en ileri teknolojinin hidrojen enerji sistemi olduğu bugün bütün bilim adamlarınca kabul edilmektedir.

Hidrojen enerjisinin insan ve çevre sağlığını tehdit edecek bir etkisi yoktur. Kömür, doğalgaz gibi fosil kaynakların yanı sıra sudan ve biokütleden de elde edilen hidrojen, enerji kaynağından çok bir enerji taşıyıcısı olarak düşünülmektedir. Elektriğe 20. yüzyılın enerji taşıyıcısı, hidrojene 21. yüzyılın enerji taşıyıcısı diyen çevreler vardır. Hidrojen yerel olarak üretimi mümkün, kolayca ve güvenli olarak her yere taşınabilen, taşınması sırasında az enerji kaybı olan, ulaşım araçlarından ısınmaya, sanayiden mutfaklarımıza kadar her alanda yararlanacağımız bir enerji sistemidir.

Hidrojen içten yanmalı motorlarda doğrudan kullanımının yanı sıra katalitik yüzeylerde alevsiz yanmaya da uygun bir yakıttır. Ancak dünyadaki gelişim hidrojeninin yakıt olarak kullanıldığı yakıt pili teknolojisi doğrultusundadır.

1950'lerin sonlarında, NASA tarafından uzay çalışmalarında kullanılmaya başlayan yakıt pilleri, son yıllarda özellikle ulaştırma sektörü başta olmak üzere sanayi ve hizmet sektörlerinde başarı ile kullanıma sunulmuştur. Yakıt pilleri, taşınabilir bilgisayarlar, cep telefonları gibi mobil uygulamalar için kullanılabildiği gibi elektrik santralleri için de uygun güç sağlayıcılardır. Yüksek verimlilikleri ve düşük emisyonları nedeniyle, ulaşım sektöründe de geniş kullanım alanı bulmuşlardır.

RÜZGÂR ENERJİSİ
Rüzgâr enerjisinden yararlanmak amacıyla sürdürülen çalışmaların ilkini potansiyel belirleme çalışmaları oluşturmaktadır. Türkiye'de genel amaçlı rüzgâr ölçümleri, diğer meteorolojik ölçümlerle birlikte Devlet Meteoroloji İşleri Genel Müdürlüğü (DMİ) tarafından yapılmaktadır. Ülke genelinde rüzgâr enerjisi kaynağına dayalı plan ve programların yapılabilmesi, bu kaynağın potansiyelinin belirlenmesi ile mümkündür. Bu amaçla, DMİ' ne ait istasyonların 1970–1980 yılları arasındaki kayıtları değerlendirilmiş ve ülke genelindeki doğal rüzgâr enerjisi dağılımı genel olarak belirlenmiştir. Ancak, rüzgârdan elektrik enerjisi üretimine yönelik çalışmalarda ayrıntılı rüzgâr potansiyel değerlendirme çalışmaları gerekli olmaktadır. Bu amaç doğrultusunda ülkemizde, ilk aşamada belirlenmiş olan ve rüzgâr enerjisi yönünden umut verici yerlerde yapılan etütler ile rüzgârdan enerji üretimine elverişli olabilecek bölgelere RÜZGÂR ENERJİSİ GÖZLEM İSTASYONLARI kurulup veri toplanmaya başlanmıştır. Bu istasyonlarda düşük güçlü mikro işlemci kontrollü veri toplama sistemleri kullanılmaktadır. Ölçümler çoğunlukla10 metre yükseklikte alınmakla birlikte 30 metre yükseklikte alınan ölçümler de mevcuttur. Veriler birer saatlik ve 10 dakikalık periyotlarla toplanmakta, yazılım programı kullanılarak işlenmekte ve arşivlenmektedir. EİE rüzgâr enerjisi gözlem istasyonlarına ait aylık ortalama rüzgâr hızları ve rüzgâr yönleri güncellenmekte ve ücretsiz olarak yayımlanmaktadır.

Buna karşılık, elde edilen rüzgâr hız istatistikleri ve rüzgâr yön verisi kurum ve kuruluşlara ücreti karşılığında verilmektedir. Data satın almak isteyen özel sektör ve/veya tüzel kişiler, veri satın alma talep formunu doldurup, ücretini yatırdıktan sonra veriyi kurumun belirleyeceği bir tarihte alabilmektedirler.

EİE'nin ölçüm istasyonlarından elde edilen ortalama rüzgâr hızları, bu bölgelerin birçoğunun rüzgâr enerjisi uygulamaları için elverişli olduğunu göstermektedir. Bu sonuçlar bazı firmaları rüzgâr tarlaları kurmak için cesaretlendirmiş ve kendi rüzgâr ölçümlerini yapmasına neden olmuştur. Firmaların sunduğu ön fizibilite ve fizibilite raporları EİE Rüzgâr Enerjisi Şubesi tarafından gerek yasal mevzuatlar açısından gerekse de WAsP ve WindPro yazılımları ile SANTRAL SAHASINDAN ÜRETİLEBİLECEK ENERJİ MİKTARININ TESPİTİ VE OPTİMUM TARLA TASARIMININ değerlendirilmesi açısından incelenmektedir.

NÜKLEER ENERJİ

Atom çekirdeklerinin parçalanması sonucunda büyük bir enerji açığa çıkmaktadır. Ağır atom çekirdeklerinin nötronlarla bombardımanı sonucunda bu çekirdeklerin parçalanması sağlanabilir; bu tepkimeye "fisyon" adı verilmektedir. Her bir parçalanma tepkimesi sonucunda açığa fisyon ürünleri, enerji ve 2–3 adet de nötron çıkmaktadır.

Uygun şekilde tasarlanan bir sistemde tepkime sonucu açığa çıkan nötronlar da kullanılarak parçalanma tepkimesinin sürekliliği sağlanabilir (zincirleme tepkime). Bunun haricinde hafif atom çekirdeklerinin birleşme tepkimeleri de büyük bir enerjinin açığa çıkmasına sebep olmaktadır. Bu birleşme tepkimesine "füzyon" adı verilmektedir. Bu tepkimenin sağlanabilmesi için atom çekirdeğinde bulunan artı yüklerin birbirini itmesinden kaynaklanan kuvvetin yenilmesi gereklidir. Bu nedenle çok yüksek sıcaklığa çıkılan sistemler kullanılmaktadır. Çok yüksek sıcaklıkta yüksek enerjiye ulaşan atom çekirdeklerinin çarpışması ile füzyon tepkimesi sağlanabilmektedir. Fisyon ve füzyon tepkimeleri ile elde edilen enerjiye "çekirdek enerjisi" veya "nükleer enerji" adı verilmektedir.
Nükleer reaktörler nükleer enerjiyi elektrik enerjisine dönüştüren sistemlerdir. Temel olarak fisyon sonucu açığa çıkan nükleer enerji nükleer yakıt ve diğer malzemeler içerisinde ısı enerjisine dönüşür. Bu ısı enerjisi bir soğutucu vasıtasıyla çekilerek bazı sistemlerde doğrudan bazı sistemlerde ise ısı enerjisini başka bir taşıyıcı ortama aktararak türbin sisteminde kinetik enerjiye ve daha sonra da jeneratör sisteminde elektrik enerjisine dönüştürülür. Malzemelerin çok çeşitli fiziksel, kimyasal ve nükleer özellikleri sebebiyle pek çok değişik nükleer reaktör tasarımı mevcuttur. Aşağıdaki şekilde bir Basınçlı Su Reaktörünün basit şeması verilmiştir. Bu tasarımda reaktör kalbindeki yakıtlardan ısı enerjisi basınç altında tutularak kaynaması engellenen su ile çekilmektedir. Çekilen ısı enerjisi buhar üreteçlerinde ikinci devredeki suya aktarılmakta böylece üretilen buhar ile türbin-jeneratör sistemi döndürülerek elektrik enerjisi üretilmektedir.

Hiç yorum yok:

Yorum Gönder